Resul Efe Şiirleri

15

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

Resul Efe

Yine aldın kendine onu
Yine bırakmadın bana
Nedir bu çektiğim senden
Bir feryad etsem
bir sitem göndersem olmaz...
nedir bu çektiğim senden

Devamını Oku
Resul Efe

-O'mu geliyor karşıdan?
-Yok, yok.
O'nun saçları daha düz.
-Ama rüzgar var,
belki ondandır.
bak bak O'nun gibi saçlarını düzeltti...

Devamını Oku
Resul Efe

Ne gördüm, ne sevdim seni,
İçinde yetiştirdiğin zehirli çiçekleri
koklattın bana...
Belki kızmam , bağırmam
küfretmem gerekiyor
ama yapamıyorum.

Devamını Oku
Resul Efe

İki masa ileriye oturmuş,
Tereyağını,
Ekmeğe sürme savaşı veriyorsun
Karşımda;

Oysa,

Devamını Oku
Resul Efe

İçim rahat etmiyor biliyormusun,
Sanki zebaniler toplanmış
oradan oaraya atıyorlar beni.
Ve meleğim gidiyor!
Sen gidiyorsun,
kalbim gidiyor ellerinde.

Devamını Oku
Resul Efe

yorgun akşamlardı sensizliğin acısını hissettiren
ve bir damala gözyaşı
mutluluğum kırık bir dal parçası üstünde düşerken
akıp giden film şeridiydi hayat

ben sana yaranamadım

Devamını Oku
Resul Efe

Bana hâlâ kızgınmısın
Öfkelimisin hâlâ dünkü gibi,
Yeni bir dünya yaratsam sana,
Denizler,
Okyanuslar,
Göller,

Devamını Oku
Resul Efe

Ben küçüktüm… ellerimde çiçekler vardı. Boyamaya çalıştığım kağıtlara çizdiğim. Yer yer yırtılmış… şimdi bile öğrenemedim kalemi bir bıçak gibi sıkmadan kağıt üzerinde dolaştırmayı. Yer yer delikler vardı. Evimin kapısından dışarısını gözlediğim delikler... hep karşı komşuya gelen akrabalar hep ben ve o delik… kara delikler gibi.. kaç kez kayboldum. Kimler çıkarttı beni içlerinden. işten çıkartılan insanlar gibi. Hep beklerim ellerimde çiçekler vardı çocuk şarkıları söylüyordum sonra beklemekten sıkılınca. Bir gün bir gün bir çocuk… bol bol şeker yiyordum ve sadece rüyada görebiliyordum memleketimin halini. Kollarımdan sadece rüyamda tutuyorlardı. Ben rüyalara inanmazdım. Şimdi inanır oldum. Hem de insanların kağıt gibi parçalandığına.
Gece açık olurdu mahallenin bakkalı. Neyüdü belirsiz üç beş adam toplanırdı içeriye. Ellerinde şişeler sonra bağıra bağıra giderlerdi sokağı terk ettikten sonra. Ben duvarlara resimler yapardım gülen resimler. O kadar mutluluğa dayanamaz sonra ağlardım. Ellerimle ağlardım hem de...sonra kafamla en sonda bileklerimle. Acı gibi vururdu yüzüme ahlaksızlık. Evet bu yolu ben seçmiştim. Şekerlemelerle aram iyiydi. Sonra ben bir yolun ortasında bulundum. Gözlerim kapalıydı. Ellerimde çiçekler vardı. Üzerinde de birkaç not. Bedenimin etrafını futbol sahası gibi sarmışlardı. Yılın derbisi oynanıyordu televizyonlarda. Hiç umursamıyordum bile. Herkesin dilindeydi. Benim konuştuğum üç kelimeden biri neydi. Çocuklara özgüydü bu biliyorum. Konuşamamaktı sadece ağlamak. Ama nedense ben sadece çocuklarla konuşurken ağlıyordum. “agucuk” bile derken gözlerim sulanıyordu. Sonra yağmur damlası deyip kandırıyordum onları küçükken altıma kaçırdığımda benim yapmayım kuşların yaptığını söylediğim gibi. O zamandan alıştım yalana. Şimdi devam ediyorum kahretmiyor bile bu beni. Bak benim beş elim var. Gözlerim yeşil. Brad pitt yanımda bok yemiş. Nasıl söylüyorum ama yalan üstüne yalanı.. boş ver sende alışırsın yaşın ne ki senin?
Kararır mıydı bir öpücükte dünya? Kimler vardı ellerinde… gözlerinin bile görmediği… güz günlerine sakladığı o hayaletler mi? Yakalanmışlar mı yoksa? Suçları neymiş? Yakalanmak için suç mu gerekiyormuş? Neye yakalanmış, kime? Nasıl? Haydi bir cevap ver kurtardın mı aklını o anlamsın suallerden aldın mı demiri denizden açtın mı yelkeni? Yapamazsın değil mi? Bu düzen senin ve bunu sen istemedin. Her şey senin tersine doğrusu bile yok hani her şeyin zıttı vardı. Hani ak karaydı, boş dolu. Kaçıncı saçmalık bu hep kandırıldık değil mi? Kim kandırdı bizi aramızda dolanan yılan mı? Soğukluğunu mu saçtı üzerimize bizde mi soğuk kanlılar kategorisine eklendik.
Ben resim çizerdim elimde paletim olurdu. Yaz günlerinde yüzmeye çıkarken. Ben deniz çizmezdim çünkü o yerinde güzeldi. Dağları da sığdıramazdım o daracık yere ben ellerimi çizerdim, kollarımı ayaklarımı. Sonra tırnaklarımı yerdim. Doktor dedi sonra kendine güvenemeyen çocuklar tırnaklarını yermiş. Bende tırnaklarımı yenim. Sonra konuşmak için adım atmaya çalıştım adımım takıldı sonra derdim. Ben o doktoru sevmiştim o yüzden bol bol şeker yiyordum. Sonra iğneler yaptırıyordum kendime. Aklıma bile gelemeyen fısıldaşmalar arasında. Ben ellerimi çizerdim. Sergilere gider resimlere dalardım. Neronla birlikte müzik dinledim Roma cayır cayır yanarken. Bir denizin dibinde doğulurdum. Artık öldüm mü ne her şeyden vazgeçtim. Ama mutluyum. Bileklerimde damarlar var artık. Kanım kendini tanıyabiliyor ondan sonra. Vücudumda açan çiçekleri besliyorum. Vurduğun yerde biten çiçekleri onları her gün suluyorum. Onlarda büyüyorlar ben suladıkça. Asmalar gibi sardılar etrafımı. Şimdi ben bir “ot” adamım kaldırım kenarlarında biten otlar gibi. Doğru söyledim değil mi? Yanınızda kim var eşiniz dostunuz akrabanız sevgiliniz… kendinizi kandırmayın bir tek siz varsınız senden başka. Gökyüzüne baktığınızda bile yalnızsınız yıldızlar bile kalabalı. Neden yaşayacaksın ki bir nedenin mi var? Her şeye bir neden bulmak lazım değil mi? Eskicide satılır mıydı nedenler? Yoksa sadece eskiyen aşklarımı barındırırdı bünyesinde. İçine attıkça mı büyütürdü kendini yoksa dışa açılınca mı azaldı aşk başlı başına hüzün müydü yoksa, etrafa serpiştirdikçe de dağılmıyorsa…
Kaç kez yalan söyledim biliyor musun? En tatlı yalanlarda şarap eşliğinde söyleniyordu. Tek kandıramadığım kendim oldu. Birde hayat. Demek ki ben hayatın ta kendisiymişim. Acılarımla sevinçlerimle ve en önemlisi hepsinin birleşimi aşklarımla.

Devamını Oku