Gemimiz Çanakkale limanında demirlenmiş olarak bayram tatili süresince dinlendi.Ben Samsun'a tatil ve bayram ziyaretlerimizi yapmak için gideceğim için baktım ki Esma çok üzülüyor,sen de benimle gelir misin? dediğimde sevinçten boynuma sımsıkı sarıldı.
Onunla birlikte olmayı seviyordum.Yanımdayken sanki kalbim göğüs kafesinden fırlayacakmış gibi oluyordum.Benim için çok özel biriydi.Birlikte Amasya'yı da ziyaret ettik.Evliyalar ve şehzadeler kentiydi.Esma'mı çarşamba'ya anne vatanıma götürdüm, benimle birlikte fındık toplamayı izledi.Tabiiki Anneciğim de çok sevindi ,beni mutlu görmeyi o da çok istiyordu.
Herkes bayramda tatile memleketine gitti.Elif ise İstanbulda kalmayı seçti.Bilgisayar mühendisi bir genç ille de tanışalım diye ,dünya tatlısı kızımızın etrafında pervane gibi dönüyordu.Anlaşılan bu gencin niyeti son derece ciddi gibi.Kaptan ben onsuz yaşayamam deyip ,her gün gemiye geliyor.Ama kızımızı haketmeyen birine asla vermem,ne de olsa kaç yıldır Palamarda emeği geçip, gemimizin o en güzel rotasını çizip durdu.Sanki kendisi Harita mühendisi değil , mutlu yaşamı çizme uzmanı.Mutluluğun en güzelini hak ediyor.Neyse artık dönünce son haberleri öğreniriz artık.Acaba o gençle buluşup konuştular mı?Umarım her şey yüreğince olur.
Semihimizi de yakında gemide evlendirmeyi düşünüyorum.Ne de olsa Kaptan olarak açık denizlerde gemide nikah kıyma yetkim var.Egenin mavi sularına açıldığımızda ona bir sürpriz düşünüyorum.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta