Beni sana getiren yolları sorma.
Ben, yüzünü hiç görmediğim sevdiğimi
rüzgâra emanet ederek büyüdüm.
Bir kuş, kanadının sesini gökyüzünde değil de
yüreğinde hissedersen
işte o sesin adıdır hasret.
Ben seni sevdikten sonra
kaya bile parçalara ayrıldı.
Her kaya, gerçek sevdayı bulana kadar
içinde tatlı bir su saklarmış.
Sana
yağmurun ilk secdesini,
çiyin henüz kimse tarafından dokunulmamış masumiyetini,
çınarların kabuğunda saklı bin yıllık suskunlukları,
göç eden turnaların hiç varamadıkları yurdun hüznünü,
ve
çocukların avuçlarında kırılmadan duran hayallerini getirdim.
Aşığın sevdiğine verdiği çiçek.
İçindeki mevsimden derlediği,
kendi ruhundan koparıp uzattığıdır aslında.
Ben de bunu yaptım.
İçimde açan çiçekler, senin için bil istedim.
Sen bilmesen de dağlar bilir belki de…
Zirveye çıkan herkes yüksekliği değil,
geride bıraktığı hatıraları taşır sırtında.
Ben de seni yanımda değil,
eksikliğimde taşıyorum.
Bir gün bütün saatler yorulacak.
Takvimler,
yapraklarını döken ağaçlar gibi sessizce toprağa karışacak.
Deniz,
kıyıya söyleyemediği sırrı kumun sabrına bırakacak.
Ve insan,
en sonunda anlayacak:
Kavuşmak, el ele tutuşmak değil.
İki kalbin aynı anda aynı şeyi hissederek atmasıdır ancak.
Kayıt Tarihi : 2.08.2026 18:35:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!