Özlemi Yok Sayabilmektir Yaşamı Kolaylaş ...

Mustafa Yılmaz 4
745

ŞİİR


16

TAKİPÇİ

Özlemi Yok Sayabilmektir Yaşamı Kolaylaştıran.

Çok kalabalık bir yaşam bu içinde bulunduğum düşlerin izlerini sürerken yoruluyorum artık…
Başlı başına bir dünya bu, her düşüncenin bir başı, sonrada ortasını hızla geçerek dipteki bulantılarla başı boş uğraşlar bunlar…
Yaşamda kalan düşüncelerimin tümünün içinde baş başa uğraşlarla karşıma çıkan hep senin dediklerin veya bana yazdıklarına bu kadar zaman sonra doğruda ne kadar kaldım doğru ile ne kadarıyla baş ettim bu hayatın tüm yaşamdaki an zamanları ile…
Kendime ne kadar nefeslik zaman ayırdım ve içinde yaşadıkça kendimi zamanın şartları ile ne kadarıyla korundum ne kadarı savurdu attı beni?

O günden bu güne arkada kalan bir yaşamın içinde ter döktükçe, sevgiye dair verilen sözlerin arsında ne kadarına durabildik ve ne kadarından kendimi koruya bildim?
Oysa ilk günlerin başlarında kalan zamanın ne kadarında var olabileceğimiz düşünmeden ömre yayılan sözlerle vaatler vardı yaşamımıza giren….
Arkamıza bakmadan gidebileceğimiz bir yaşamın an zamanları asla yoktu yaşadığımız zamanların içinde…
Çekip gitmek, damarıma damarına basıp gitmek gibi bir düşüncenin içinde yaşamanın akla gelecek hiç yeri yoktu…

Yaşamın içinde hiç beş dakikaya sığacak düşüncelerimiz olmuyordu…
Güvene dayanan nefes almalar be de hareketler içinde sağlıklı düşlerle var olmaya çalıştıkça yaşamın arkasında var olan ayrılıkları asla düş çemberimize almıyorduk…
Zaman çok şeyi saklıyordu içinde tüm gizlileri ile uğraş vermek oldukça yorgunlukla var oluyordu içimizde ve zaman zaman şüphe duyguları ile zor günlerin yaklaşacağını hissettikçe ben sadece çok yaşam zamanlarını artık tesadüflere bırakma sebebim ki sadece güven duygularıma sığıyordu…

Yaşamın içinden geçen gül zamanlarının arkasından siyah saatleri yaşattıkça, yaşamın bu kirli yüzü ile çok da sağlam olmayan davranışlarla içinde kalmayı başarmak o kadar a önemli değilmiş bunu anladığımda ise yaşamıma giren sıkıntı yıllarını atlatmak da pek kolay olmadı…
Güven ve öz güven duyguları arasındaki nefes almalar ki oldukça başarısız zamanları çileleri ile yaşatıyordu bana…

Sen sevgi sen, söz verilmiş olayların dışında var olmaya çalışmandı ki bu günleri yaşatan sebeplerle artık ruhsal titreme zamanlarında var olmak da oldukça zordu…
Sevmek arkasına bakılamadan yaşamak gerektiğini anladığımda ise yaşamım oldukça zorlaşmıştı…

Aklımıza gelen tek şey tek konu vardı ne olursa olsun doğruda yaşayarak kalacaktık…
Veya yaşarken sevebilecektik…
Tüm yaşam kurallarımız buna bağlıyken haykırdık sevgiye dahil her cümleyi, sen bana yazdıkça ben coştum sana yazmaya devam ettim bu güne kadar…

İsimsiz düşünceler bunlar, kopuk kopuk yaşamdan parçalar saklar içinde ve her an dolaşır durur düşünce köprümde her an karşılaşılacakmış gibi ter döktürür bedene…

Kimse bilmedi seni ne kadar sevdiğimi. Kimse de benden öğrenemedi senin kim olduğunu… Hep saklılarımda kaldın. Hep gizlilerimden ötede, gizlimde kaldı adın…
Gizlimde kaldı sana olan tutkunluğum, gizlimde kaldı sevgimin büyüleyici sebepleri ve tariflerin...
Yıllarımı senin varlığına adadığım saklılarımdı yaşamıma güç katan, umut katan, beklentilerime güçlülük veren hep sen varlığın idi…
Çoğu yıllar yaşamımın gayesi olan sen varlığı ve sen umutları idi…
Sadece beklentilerim sen gülüşlerine katılan gülüşlerimin sesini duymaktı…
Çoğu zaman uzakların, uzaklarımın en yakını, kulağımda dolanan sen sesini, tınları ile yaşamıma umut eklerken, tarifsiz bir hazla yaşam nefesleri alırdım…

Aslında sen umutları ile nefes almalarım her sene yorgun kış zamanlarımın, yüzüme vuran sert kış esintilerinin, yarısı dışarda oluşumun pişmanlığı, diğer yarısı da aynı hislerle havaların üşütmekten çıkıp, serinleyeceği özlemini düşlerken, içimdeki koyu ürpertilerle sen düşlerini içimde soğutup, düşünce selinden çıkarıp belli konularla kendi kendime dudaklarımı büze büze sanki senle konuşurcasına olanca öfkeme rağmen hâlâ sevgiden kopup gelen sakinleşme hislerimle, yaşamın içinden kopma korkusu ile öfke ve kızgınlık karışımı nefesler almanın da insan için zor olduğunu öğreniyordum her öfke zamanlarında veya özlem hislerinde…

Karışık düşünceler bunlar, hatta karmakarışık düş kurmalar bunlar, bedene zaman zaman titreme nöbetleri salan veya ağlamak hisleri ile kendi kendine konuşmaya başladığım zamanlar bunlar asıl öfkeme yenik olduğum…

Baş edilmesi imkânsız kopuş sahneleri vardır insanın saklısında, nerede ve ne zaman ortaya çıkar bilemezsin, işte o anlarda sahipsiz kalıp, kendini suçlayacak çok şey peydahlarsın düşüncelerinde…
Aslında bunlara ben umutsuz zamanlar veya kendine sahip olamadığın zamanın öfkenin limite tırmandığı zamanlardır şüphesiz derim…
Belki de bu bedeli bedel üstüne ödemekle kırılmış nefeslere ulaşmak sanırım bu halsizlik…
Buna benzer anların kaçıncı tekrarıdır bu ki kendime bile kabul ettiremediğim sebeplerin uçuşması kadar abes bir zamanda var olmak bu sanırım…

Aslında sen umutları ile nefes almalarım, her sene yorgun kış zamanlarımın kanımı donduran soğukluğu ile içimi ısıtan, yaşamıma umut katan sen varlığı ile var oluşumun umutları dolaşıyordu yaşamımın içinde…
Korkusuzdu yaşamım, içinde umut var oluşumun desteği, içgüdüm idi…
Seni sevmek umutlarıma güven katmaktı… Seni sevmek yaşamıma güven katmak demekti…
Kendimde, seni seviyor hissetmem, içimde sönmesi zor bir yaşam gücüydü ve yarınlarımın nefes alma gayesi ile bu günlere ulaşan yaşam gücüydü…
Peki, bu günlerde bu güç neden öfke ve nefrete dönüştü?
Neden bir umutsuzluğa ve güvensizliğe dönüştü? Neden bu yaşama küskünlük, neden bu sen varlığını hatırlamamdaki nefret ve öfke ile karışmış tiksinti, garip bir duygu yoğunlaşması ve anlaşılamayan bir sebep bu yaşamdan uzaklaşma, bir zamana sığınma ve sahipsiz düşüncelerle olumsuz kurgulanmalar ve nefret yaşama Ve özlem geçmişe, neden bu bulanık yaşamın sebepleri ve neden bu durup durup ağlama hisleri ki hayatımı dara sokan bu davranışların sonu nerede son bulacak?

Nerede son bulacak bu senli yaşama özlemi veya geçmişte gizli bir savaşımın nefreti nerede ve ne zaman bitecek bu özlem acılanmaları ile durulaşacak, yaşamım ve nerede artık duraksayıp durulacak yaşamım?
Bu yolculuk bu kervan yolculuğunun sonu nerede son bulacak?
Ben kimim ve bu başkalaşmış yaşamım nerede duraksayacak ve dinginliğine ulaşacak?

Özlemi yok sayabilmektir yaşamı kolaylaştıran...

Ötelere, yarınlar ve yarınlardan sonraki uzak zamanlara…
Uzaklara, uzakların uzaklarına düşecek acılanmaların sonsuza devam edeceği zannı ile ertelemek istiyorum artık…
Sevmeye ve de sevilmeye istek ve düşüncelerimi, hatta uzaklarda kalmış mutluluklarımı, acılanmalarımı ve eskiden yaşanmış tümüyle beraber yaşama dair tüm istek ve düşüncelerimden, vaz geçerek, senin adının geçmediği bir yaşam kapısından geçmek istiyorum artık…

Yeni bir düzen, yeni yerler, yeni barınmalar, belkisiz, aşksız bir yaşamın duruluğunda nefes varlıklarımla var olmaya çalışmak istiyorum artık…

Kayıp zamanların pişmanlıkla gelen tutarsız düşünceleri bunlar…
Ölümden korkmak gibi, zamanı geçmeyen düşünceler bunlar…
Unutulamayan, sen cümlelerinin ayrı ayrı zamanlarda ayrı ayrı cümlelerin aniden düşünceye girip, bir andan dağınık düşünceler ve özlem korkusu ile kendini ortaya atarak, yaşamımın anlık hareketlerle hükmeden düşünceleri yaratan benim çaresizliklerim ve sebeplerim bunlar…

Tükenmeyen sınırsız düşüncelerin zamana tırmanışı bunlar…

Sen ve ben sevgili, iki karşı yaka, arada sadece hüsran olan bir yaşam hali…
Sadece sesler, sadece özlem, sadece düşten düşen arzular ve ben de sevdim cümlesine hasret kalmış koskoca bir yaşama doluşan düşünce zamanları…
Geçmişe doluşan onca özlem, onca öfke, hesapsız geçen zamana ait beklentilerin sonundaki yanılgılar ve göz göze gelmemek için araya yılları soktuğumuz bir beklentisiz zaman geçirmelerinin zorluğu ile geçen dar nefes almalar…

Sadece içimizde esintiler yaratan baş edilemez gurbet hasreti…

Bizi barındırıp saklayan iki şehir bu, ayrı ayrı dertlerimiz döktüğümüz bir gök mavi geceleri ise dert mavi…
İçimde kaybolmuş umutlarımız, ayrı ayrı geceleri gördüğümüz rüyalarımızla, göz yaslarımızı saklayan iki ayrı yaka, iki ayrı dert gurbeti…
Yarısı karanlık koyu, yarısı deniz mavisine baktığımız gökyüzü, birisi sana gülen, diğeri bana ağlayan gök karası…

Yağmur ve güneş her ikimizin de yüreğine ayrı ayrı esinti veren rüzgârlar…

Sen sevgili, yüreğimdeki damgam, acılarımın tohumu, ıslanmış toprak kokusu ile içimdeki gömülü bedeninle sen sevgili, yılları ardından saklarken acılar bütünü ile yorgun düşler görmeme sebep sen, dünlerin hasretini içimde taşırken yarınların öfkeleri ile içimde barınmaya devam eden sen, yarınlar artık teklikle geçecek zamanlara doygun…

Mustafa Yılmaz 4
Kayıt Tarihi : 31.3.2017 12:04:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Hikayesi:


Sen ve ben sevgili, iki karşı yaka, arada sadece hüsran olan bir yaşam hali… Sadece sesler, sadece özlem, sadece düşten düşen arzular ve ben de sevdim cümlesine hasret kalmış koskoca bir yaşama doluşan düşünce zamanları… Geçmişe doluşan onca özlem, onca öfke, hesapsız geçen zamana ait beklentilerin sonundaki yanılgılar ve göz göze gelmemek için araya yılları soktuğumuz bir beklentisiz zaman geçirmelerinin zorluğu ile geçen dar nefes almalar… Sadece içimizde esintiler yaratan baş edilemez gurbet hasreti…

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!

Mustafa Yılmaz 4