Bağırtlaklar yerde gökte her yerde,
Sağda solda çok insanı yorarlar.
Haram helal ne bulsalar hep yer de,
Döner mazlumlardan hesap sorarlar.
Ne var ne yok sattık, üç beş paraya,
Necip millet döndü bahtı karaya,
Çare düşünen yok azmış yaraya.
Nerde konuşan dil, gören gözlerim?
Türk sevdalı tam Türk devler gözlerim.
Sonsuz değil yokuş iniş, çıkışlar,
Dağdan vadilerden bir düze çıkar.
Kuru dal gül açar bitince kışlar,
Bahar, yaza yazda, bir güze çıkar.
Hep zayıf görülen; erdemde, arda,
Kalp gözü açık değilsen,
Bakar ama göremezsin.
Milyon kere de eğilsen,
Bir secdeye varamazsın.
Kalpler kibir dağı değil,
Bana ne; hayat, ölümden,
Ölüm benim olmadıkça.
Bana ne; azgın zalimden,
Zarar benim olmadıkça.
Yoksunluk yaşanır ekmekte, aşta,
Kurşunlar havayı yarıp gidiyor.
Benzerler savaşta, zıtlar savaşta,
Barış, masallarda sürüp gidiyor.
Her yorgunluk sonu, verilir mola,
Zeytin dalları kan ağlıyor bin yıldır bu kadim topraklarda,
Fırat ve Dicle, ağıtlar taşıyor denize, çocukların gözyaşından.
Barut kokusu sindi sokağa, şehre, ekmeğe ve kutsal kitaplara,
Yorulmadı toprak ölüleri sarmaktan, ama insan bıktı bu savaştan!
İstikbali kara görmez,
Başkasında kara arar.
Akıl tarlasını sürmez,
Başkasında çare arar.
O kendinden çok emin kabadayı hâllerle,
Başkasını gösterir suçlayan parmakların.
Hep bir fesat kepçesi karıştıran ellerle,
Başkasını gösterir suçlayan parmakların.
Bastığın topraklarda bir daha ot bitmiyor,
İnsan, insan eti yemez,
Tok olsa da, aç olsa da.
Dost illaki diyet demez,
Tut olsa da, kaç olsa da.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!