Ben
seni severken
yaralı bir kuşun kanadını sevdim.
Ormanda
yeni doğmuş ve ayakta durmaya çalışan
bir yavru ceylanı sevdim.
Uykusuz gecelerin getirdiği çocuklar,
her zaman mavi değil bu gökyüzü
bu deniz.
İhtiyar elleri gibi yorgun,
kıraç topraklar gibi verimsiz bu dünya üzerinde
acı günler bekliyor sizi, habersiz.
Tıpkı penguenler gibi
ayaklarımızın üzerinde
büyütüyoruz yavrularımızı.
Serçeler gibi ürküp kaçıyor
geride bıraktık sanıyoruz korkularımızı.
Kırlangıçlar gibi
Ey Mezepotamya,
yaşamın beşiği.
Ey toprakların en doğurganı,
yaşam penceresi.
Dudağımdaki sigaramın
tütününü veren
El aklıyla gidilir mi yollara?
El diliyle hitap mı olur kullara?
Bilmem neden düştük garip hallere?
Ayak yalın sırtım çıplak, neyleyim?
Açlar tutmuş köşelerin başını.
Çarşaf tutmaz gözlerimin yaşını.
Her kim olursa olsun
kapımızı çalan,
Açmazsak kapıyı
ses çıkarmaksak puştluk edip.
Çekip gider.
Kapıyı ölüm çaldığında,
Baloncu babadır benim adım.
Balonlar alıp satarım.
Benim balonlarım farklıdır.
Ben balonlarımı
beş yılda bir satarım.
Aracım tefecim yoktur benim.
Ben,
babamı çok az görürüm.
Annem hep
“ Çalışıyor yavrum.” der.
Benim babam çok çalışır.
Hep çalışır.
Biz eskiden toprak damda yatardık.
Sabah erken kalkıp işimize bakardık.
Kışlığımızı ta ilk yazdan yapardık.
Yerden kalktık, kıçımız havalandı böyle oldu.
Yerde oturup herkes, herkesi dinlerdi.
Çekmenin zıttıdır çekememek.
Yaşam zıtların birliğidir.
Herkes çekemeyebilir.
Kimisi kardeşini çekemez,
kimisi kopya.
Kendinden başkasını çekemeyenler




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!