Oysa yeni düşmüştü sarı duvak yüzümün avlusuna.
Takvimler bir sonbaharı daha ömürden silip tarihe yazarken, ben göğü teselli ediyordum.
Bir kapı eşiğine takılıp düşen zamanın ağır yaralarına saklayıp acılarımı, hep toplu duran valizimi alamadan gitmek zorunda kalıyordum ve her gidişimde, o sahte tebessüm gerçeği inkar edercesine dudağımda asılı kalıyordu.Döndüğümde ise aynı yalanların aynasında gözlerimin ta içine bakıp kendimi görebilmeyi umuyordum.
Öksüz bir nehir kadar kırılgandı gençliğimin yükü.Annemin dantelli şefkatinde sandık lekesi kadar sarıydım ve yakışmıyordum beyaza.Öylesine geçiyordum akşamların karanlığından, elimde yüzümde dışlanmışlığı gündüzün, cebimde keşkeleri, benim olmayan bir hayatın.
Oysa hazır sanıyordum kendimi savaşlara, çiçeklerim, cesaretim ve kurşun askerlerim vardı benim.Şimdi, yenilgilerim bir de her savaşta tekrar tekrar kaybettiğim benliğim var.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Oysa hazır sanıyordum kendimi savaşlara, çiçeklerim, cesaretim ve kurşun askerlerim vardı benim..Tebrikler..
Bu şiir ile ilgili 1 tane yorum bulunmakta