Hayatım 79 sonbaharında İstanbul Kadıköy'de başlaı. Farklı kültür ve inanışları görüp araştırmayı, maket arabaları, tek başıma gezmeyi kaybolmayı, 90ları, kitapları, akıl yakan filmleri ve kelimelerle ruhu dinlendirip düşündürmeyi severim. Bunun dışında benim hayatımda da zamanın bana kazandırdığı ve benden aldığı bir çok şey var. O nedenle anı yaşayıp mutlu olmanın savunuculardanım.
Eserleri
Her insan gibi ben de hatırlanmak ve eleştirilmek istiyorum. Yaşam döngüsünde kalıcılık için "Eser" bırakmanın önemini kavradığım andan itibaren eş zamanlı bir çok çalışmamı sürdürmekteyim. "Almanak" isimli bir film senaryosu (voynich'in el yazmaları ile ilgili), "Dilhun" adında bir roman (Zaman Yolculuğunu farklı bir bakış açısı ile anlatımı), "o bilir" ismini vermeyi düşündüğüm bir şiir-deneme kitabı çalışmalarım devam etmektedir. Umarım hepsi tamamlanır ve sizlerle paylaşırım.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!