Orhan'ın Dönüşü Şiiri - Şükrullah Yavuzer

Şükrullah Yavuzer
189

ŞİİR


13

TAKİPÇİ

Orhan'ın Dönüşü


Masamdaki takvim 31 Ocak 2020’yi gösteriyordu. Haftanın son iş günüydü. Masamda birikmiş evrakları inceliyordum. Günün telaşı içinde zamanın nasıl aktığını fark edemiyordum. Öğle arasına az bir zaman kaldığı için odama pek girip çıkan da yoktu. Kapı hafif çaldı, sekreter içeri girdi.
“Müdür Bey kapıda biri var sizinle görüşmek istiyor,” dedi.
Başımı kaldırdım.
“Kimmiş?”
“Orhan diye biri,” dedi.
Zihnimde tanıdığım birkaç Orhan geçti. Acaba hangi Orhan’dı?
“Buyursun,” dedim.
İçeri giren adam kapıda biraz duraksadı. Ellerini önünde birleştirmiş, gözleri çekingen ama umut doluydu. Yüzüne baktım, küçük şirin bir sınıf; çocuk sesleri ve orta sırada yüzüme bakıp tebessüm eden bir çocuk canlandı. Evet, bu bakışı anımsamamak mümkün değildi.
“Öğretmenim…” dedi.
İşte o an tam olarak hatırladım. Orhan’dı bu.
On yedi yıl önce bir kenar mahallede sınıfımda oturan, dünyayı herkesten farklı yaşayan o özel çocuk…
Saflığı yüzünden okunuyordu. Sınıfta, teneffüste hep yalnız olan Orhan. Kısa sürede Orhan’ın özel durumunu fark etmiş, ona olan ilgim daha da artmıştı. Ondan sevgiyi, şefkati hiç eksik etmedim. Aynı ilgiyi, sevgi ve şefkati akranları da göstermişti. Orhan kısa sürede sınıfın gülen yüzü olmuştu. Orhan anlaşıldığında Güneş gibi açar etrafına ışık saçardı.
Ayağa kalktım. Elini sıktım. “Hoş geldin bu ne güzel sürpriz?” dedim. Orhan, işaret ettiğim koltuğa oturdu. Konuşmadan önce derin bir nefes aldı. Yüzünde yine o saf o tertemiz bakış vardı. Oturduğu koltuktan birden doğruldu. O eski çocuk saflığı ile “ Öğretmenim sana sarılabilir miyim?” dedi. Hiçbir şey söylemeden kollarımı açtım. Orhan yılların özlemiyle bana sımsıkı sarıldı. Hafif titrediğini fark ettim. Bir iki dakika kadar sarıldı. O an zaman durdu sanki. Sonra, “Sarılmama müsaade ettiğiniz için teşekkür ederim,” dedi. Koltuğa tekrardan oturdu. O çocuksu gözlerini bir an olsun benden ayırmıyordu. Sanki yıllardır içinde biriktirdiği kelimeleri bir araya getirmeye çalışıyordu.
“Öğretmenim… Siz gidince…” diye başladı. Cümlesi yarım kaldı. Duraksadı. Bir ara yere baktı. Yutkundu.
“Öğretmenim siz gittikten sonra kimseler beni sevmedi. Kimse benimle ilgilenmedi. Arkadaşlarım benimle hep dalga geçti. Oyuna almadılar. Dışladılar. Dövdüler…”
Orhan’ın söyledikleri odanın havasını giderek ağırlaştırıyordu. Kelimeler basit ama yükleri kocamandı. Orhan’ın içinde fırtınalar esiyordu. Anlattıkça geçmişi sanki yeniden yaşıyordu.
“Sizden sonraki öğretmenlerim de beni hiç anlamadılar. Sizi çok aradım. Yokluğunuzu çok hissettim. Gizli gizli ağladım. Kimseler beni anlamayınca da…” cümlenin bu kısmında duraksadı. Derin bir nefes aldı. Gözleri doldu. Tekrardan yutkundu. “Okulu bırakmak zorunda kaldım…” dedi. Başını eğdi bir süre yere ya da ayakkabılarına baktı. Sonra tekrardan başını kaldırıp gözlerime baktı.
“Oysa ben okumayı çok istiyordum…”
Odaya büyük bir sessizlik çöktü. Duvardaki saatin tik takları bile duyuluyordu. Özel bir çocuğun yaşadıkları, içinde büyümüş; bir yaraya dönüşmüştü.
“Allah onları ıslah etsin…” dedi sessizce. “Beddua etmeye de kıyamıyorum ama arkadaşlarımın yüzünden okuldan ayrıldım…”
Gözlerinde hala çocukluğundan kalma bir ışık vardı.
“Sizi bulmak istedim. İzinizi sürdüm. (Bu sözleri söylerken yüzünde bir tebessüm belirdi.) burada olduğunuzu öğrendim.” Durdu. Gözlerime baktı. O masum, o tertemiz duyguyla, “Size tekrar sarılabilir miyim?” dedi. Ayağa kalktım. Boğazım düğümlendi. Bana sarıldığında yılların ağırlığını omuzlarımda hissettim. Orhan daha 27 yaşında bir delikanlıydı ama saçlarına aklar düşmüştü. Hayat ona acımasız davranmıştı. Sarılmaktan geri çekilince yüzümdeki ifadeyi okumaya çalıştı.
“Geç kaldım biliyorum öğretmenim…” Ellerini saçlarına doğru götürerek, “Vallahi bak saçlarım bile beyazladı ama ben okumak istiyorum. Bana yardım et!”
O an karşımdaki kişi yetişkin biri değildi. Yarım kalmış bir öğrenci, yarım kalmış bir çocuktu… İçinde hala sırasına dönmek isteyen bir çocuk vardı.
Onu sabırla dinledim. Yaşadıklarını anlattıkça hafifliyordu. Her kelimesi akran zorbalığının görünmeyen yaralarını gösteriyordu. En çok da şu cümlesi içime işledi: “Okulda kimse beni anlamadı. Öğretmenlerim bile…” Bir çocuğun duyabileceği en büyük yalnızlıktı bu…
Orhan o gün bana sadece kendi hikâyesini anlatmadı. Bir Milli Eğitim Müdürü olarak, bir eğitimci olarak, bir baba olarak bana bir sorumluluğu hatırlattı. Her okulda, her sınıfta sessizce mücadele eden çocuklar olduğunu…
Masaya doğru eğildim.
“Orhan,” dedim. “Biz şimdi yeniden başlıyoruz. ” dedim. Yüzünde şaşkın bir umut belirdi.
“Evet,” dedim. “Eğitime yeniden Bismillah.” Gülümsedi. O gülümsemede yıllar önceki çocuk vardı.
Orhan’ın eğitimi ile ilgili kolları sıvadım. Tüm okullarda akran zorbalığına dikkat çekmek için de çalışmalar başlattım.
Orhan kapıdan çıkarken adımları daha hafifti. Zihnindeki bulutlar dağılmış yüzünde pırıl pırıl parlayan bir güneş doğmuştu…


Şükrullah Yavuzer
Kayıt Tarihi : 8.2.2026 22:57:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!