Onur Ömür Çağlar Şiirleri

15

ŞİİR


15

TAKİPÇİ

Önce karı-kıza,
Sonra soğuk buza,
Pek sonra saza-söze
Şimdilerde yar'yüzü ile yer'yüzündeki boşluğa:
yazı'yorum.
İzninizle.

Onur Ömür Çağlar

Aferin, aferin! Harikasın Rabbim. Evet, evet iyi oluyor bana! Karton bardaktan çay içme samimiyetsizliğinden uzaklaşana kadar şekerim düştü oyuklara. Bardak kesti lal dilimin küfrünü. Oysa küfretmek ülkemde boş arazilerde nefes alma mevsimi. Evet, secde edelim şimdi yaratıcıya! Bak Nemrud'a, kocaman; üzerime düşüyor yer çekimsizliği! Ne zaman sinirlense ormancı bir balta ile içinden geçiyor Everest'imin. Ağacı kesen baltanın sapı ağaçtan; balta, ağacı daha mı yakın hissediyor mağmadan? Biliyorum, Nisan yağmuru kainattan önce denize düşüyor. Oysa Eylül 7; "buluttan tarlaları piranalar yedi!" diyor. Çok güzel, ellerine sağlık Rabbim! Bak, annem bu; seni âmâ Veysel gibi görmeden tanıyor. "Daha güzelini nasıl yapardın?" diyorum, pusulalar adını resmediyor. Dünyaya bir dolu annem lazım, fakat üzgünüm ben paylaşamam. Rabb'den sizin için yenisi isteyin. İyiliği var eden hiç kötü olur mu; isteyin! İşte, işte kaldırın kafanızı! bakın; annemi ne güzel var etti. Ondan yeni bir anne istedim, "bana leyleğin gagası saçlarına değmemiş anne Rabbim, acizim!" dedim. Aferin, aferin yaratıcıya. Cuma günleri çok aferin, hafta sonları standart. Karnım doydu bugün, biraz ısındı hava. Bir kediye et verdi kasap, onada aferin! Gülhane'de ceviz ağaçlarında papağanlar yaşıyor, lakin kargalar daha insancıl. Aferin Rabbe, "dünya kendiliğinden var oldu!" diyen adam ne kadar uğraşsa inandıramazdı beni böyle bir harbe. Papağanların sesi kargalardan kötü dedi çocuk, aferin yaratıcıya; yeni nesil çok iyi; beğeniyorum, babama benzemiyorlar. Afrika'da bir kaç timsah gözyaşına tulumba diktirdim beyazlara. Beyazlar ağlayınca kırmızı, sinirlenince mor ve üşüyünce beyazlar. Sahi Rabbim, zenciler ne kadar siyahlar? Aferin Rabbe, bir aferin daha bak. Zenciler çok güzel, en iyi onlar kaçıyor aç çitalardan. Ben, ölsem kaçamam. Çok güzel ölüyorum, görüyorum. Gözlerim, görüyor ölümü. Bir çok zenci kurşuna diziliyor, ben zibilyon havan mermisi yutuyorum. Siyah karganın sesi güzelmiş, renkli papağandan. Gülümsüyor çocuk ve böylece teşekkürler yaratıcıya.

Devamını Oku
Onur Ömür Çağlar

Mert, yiğit adamlar geldiler Alamut kalesine,
yarından iki gün önce.

Ellerinde ölüm fermanım ve bir kaç mürekkebi akmış mektup sarılı yağız atların bileklerinde.

Mert, yiğit adamlar "sen kötüsün!" dediler; -edeptendir- tebessüm ettim, başımı suyu bittiği halde ısrarla su talep edilen bir tulumba gibi aşağı yukasrı salladım, doğruladım.

Devamını Oku
Onur Ömür Çağlar

İyi yüreğini öpsün zihninde zibilyon karakter ve ailelerini yaşatan aciz bir şizofren.

Ki böylece karşılaşmamız anlam bulur realitede.

"Sen beni öpersen belkide ben Fransız olurum!" diyen kalemi ölmeden tanınmayacak bir yazar tanıyorum.

Devamını Oku
Onur Ömür Çağlar

Delilik ve velilik arasındaki pamuk ipliğinden ince çizgiyi görmeye çalışırken, toptan sıyırdım kafamın dibini yarım ekmek, çok az üzümden içecekle.
Bir iki lavuk doktor önlüğünü ters giydirip Bakırköy'e getirdiler beni, delilik niyetine.
İçeride bozuk para yiyerek enflasyonu düşürmeye çalışan Erdal bakkal ile Eyfel kulesinin tepesinden atlamaya kalkmış Hezarfen torunu tavlada kapışıyor, Hitler ile Putin'in yapacak olduğu Karlofça anlaşmasının gereklilikleri tartışıyorlardı.
Bir ara dayı bozuk para yerine zarları yutunca, Merkel teyze duruma sinirlenip suni teneffüse kalkıştı.
Dar alanda kısa paslaşma yapan gurbetçi Mesut da onlara katılınca üzerlerine su döktüm.
Hayır, zaten odaya sığmıyoruz; nüfusu artırıyorlar, izin veremem böyle bir var oluşa.

Devamını Oku
Onur Ömür Çağlar

Dayı, oğlun sigara...

Yarın, yoksul bir gecede dayım öldü. Dayım öldü ve ben babasız büyüdüm. Velev ki, babasız büyüdüm ben; baba oldum zibilyon babasıza. Şehitliğe denk, öldü dayım ve "Allah böyle istedi!" dedi anne kırlangıç. Dün, çiçekler dökülürken kırlangıç da öldü. Dahası mı, buna en çok La Fontaine güldü. Yavruları çolak bir evin iki samanında, üç kırlangıç, sevgili kedi beyler "meze" dediler varlığına. Mahalleden çocuklar misket savurdular kedinin yılandan aç kuyruğuna. Kedi kör bakar oldu dünyaya-ki miskettir gözleri- nana bir kap ılık süt koydu sonbahara. Annem "Allah böyle olsun istemedi!" dedi körbademgözlü kedilerden beye. Kelamı da edilmez ama, Nanaiçkimi hangi vakit yanlış söz söyledi? Gözümde büyüttüm çocukluğumu; ben kahveden çıkmadım, karım komşudan. Soğuğu Sibirya'dan önce nitrojende tanıdım, tek celsede boşandım soluğumdan. Üstelik Plüton, o cüssesine rağmen artık gezegen değil; benim bu cüsseme rağmen omuzlarım dünyaya panzehir. Murphy "bir şeyin olma olasılığı varsa, o şey eninde sonunda olur!" dedi. Anne... Anne! Allah aşkına şu ölümü çay bardağına bırak da, artık doğruyu söyle! Ben, dayım mıyım?

Devamını Oku
Onur Ömür Çağlar

Ve dünya gözünün alabildiğine düzdür sevgilim.
Gelileo'yu asmak, ne büyük ahmaklıktır?
Aksine, zincire vurup katıksız bilgesini sömürmeli!
Hörgücünde suyu biten bir deveyi üçüncü vites vurduruyorlar şimdi ve gördün değil mi sende, yarın vurdular bir ayağı hain arap atımı.
Oysa Antartika üzerinde uçmak ne büyük tehdittir Gararin'in iç cebine.
Ben ki iyi aile gocuğu; üşütmem yedi ceddini kuzey ışıklarında.

Devamını Oku
Onur Ömür Çağlar

Herkes uyudu, uyku bile...
Aratmıyor kokun meyve ağaçlarını.

Herkes gitti, güneş bile.
Sevdirmiyor gözlerin başkasını.

Devamını Oku
Onur Ömür Çağlar

Şimdi Cibril nefesli bir rüzgarla gözlerim perdeli,
göğüs kafesimi içeriden kuşlar,
dışarıdan filler darp ediyor!

Öyle ki, Behzat amirin sorgu odasında, yüzüme vuran ışığı elimle itmeye kalkmış da, hayaletin tokadıyla önümdeki kasten adam öldürmek suçunu, sorgusuz imzalamış gibi bir his.

Devamını Oku