Onur Bilge Şiirleri - Şair Onur Bilge

Onur Bilge

Onur BİLGE

Bugün, birkaç aydır Setbaşı’ndaki bir kafede garson olarak çalışmakta olan iki erkek arkadaşın davetine beraber icabet edelim, dedik. Neşe, Orhan ve Define ile… Yani tam kadro… Define yine inadına hepimizden farklı bir durum sergiledi. Bahçede kalmayı tercih etti. Hemen girişte, en dipteki masaya ilişti. O iki arkadaşla beraber ne kadar ısrar ettiysek de onu içeriye girmeye razı edemedik. Cebi dolu olmadığı için böyle yerlerde kendisini sığıntı gibi hissediyor.

Bir süre sonra kahvelerimiz geldi. Arkadaşlarımız, oraya gitmiş olduğumuz için o kadar sevinmişlerdi ki onca işin arasında, biri gidip biri geliyor, bizi yalnız bırakmamaya çalışıyorlardı. Bir taraftan da tanıdıklarına bizi, özellikle Define’yi göstererek, hakkımızda bilgi verdiklerini: “İşte size bahsettiğimiz Define! Çok bilgili bir insandır. Bilge bir kişiliği vardır.” gibi şeyler dediklerini söylüyorlardı. Bazılarını da yanımıza getirip, bizimle tanıştırıyorlardı. Şöyle bir selam verip gidiyorlardı. Bunlardan biri onu tanımakta çok sabırsız olduğundan olacak ki:

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Bu akşam yine dersten çıkınca kantinde toplandık. Tam altı saat aralıksız derse girmiştik, oldukça yorgunduk. Kahvelerimiz geldi, tatlı bir sohbete koyulduk.

Hasan’la Serap, hemen kapının önünde, soldaki masada oturuyorlardı. Biz kantine gelirken hararetli hararetli konuşuyorlardı. Çevrenin farkında bile değillerdi. Kendi âlemlerine dalmışlardı. Yanlarından geçtik, tanıdığımız halde selam vermedik. Çünkü çok gergindiler. Selam falan alacak durumda değillerdi. Alçak sesle tartışıp duruyorlardı.

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Hasan kendi derdindeydi. Ayrılmayı aklının ucundan bile geçirmek istemiyor, sanki gerçek teklif onaymış gibi olanca gücüyle karşı koymaya çalışıyordu. O bir seçenekti ama ona mıydı? Yani sadece ona mıydı?

Bence ayrılmak, unutmak, başkasıyla devam etmek aslında asistanın kendi özüne sunduğu bir seçenekti. Onun için belki de en akıllıca çareydi. Mantıklıydı ama aşk mantık, fıstık, edebiyat, felsefe dinlemiyordu. Matematikte ikiden öteye gidemiyor, cebirle asla çözüme ulaşmıyordu. Astronomiyle alakalı değildi, astrolojiye hiç uymuyordu. Fizikle yakinen ilişkiliyken, müzikle mükemmel bir şekilde bütünleşiyor; nasihat, uyarı, tehdit falan duymuyordu. Aşkın kanunu, bilinen hiçbir kanuna uymuyordu.

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Kıbrıs’taki olaylar nedeniyle halkın tepkisine maruz kalan, büyük şehirlerde, özellikle İstanbul gibi bir cazibe merkezinde yaşamakta ve ticaret yapmakta olan Rumlar tedirgindi. Yıllardır yurt edindikleri bu güzelim topraklar artık onlara dar gelmeye başlamıştı. Tüccarlar dükkânlarını alelacele devretmeye, mülk sahipleri mülklerini yok pahasına satışa çıkarmaya, taşınmaz neleri varsa elden çıkarıp paraya dönüştürerek Türkiye’yi terk etmeye çalışıyorlardı. Bu azınlıkların rahatları kaçmış, yuvaları bozulmuştu. Sığınacak tek yerin Yunanistan olduğunda hemfikirdiler.

İstanbul’da, Rum asıllı Kapalıçarşı esnafı da neye uğradığını şaşırmış, boynu bükük, çarnaçar telaşa düşmüştü. Cana kastedenlerin cezasının kendilerine de kesilmesinden korkmuş, can derdine düşmüşlerdi. Korkak, mahzun ve sessiz bir göç hazırlığı içindeydiler. Asırlardır mutlu mesut yaşamakta oldukları bu bereketli ve hareketli toprakların kucağındaki sefaları sona ermişti. Artık bu kapıda kendilerine ekmek olmadığını idrak etmişlerdi. Ana kucağından inen birer yetim yavru gibi mahzun ve buruk, melul melul bakınmaktaydılar. Yaşlı gözlerle komşularına veda etmekte, hızla yurdu terk etmekteydiler.

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Dışarıda kıyamet kopmuş, herkes ayağa kalkmıştı. Fakat Mahir’in hiç umurunda değildi. Elinde bir kitap, karıştırıp duruyordu. Son zamanlarda sayılara fena takmışı. Hepimiz onun için endişeliydik.

“Yapma bu kadar ya! Yakında kafayı yiyeceksin! Biraz etrafına bak! Dünya kırış kıyamet! Hayat dazıradazır…” dedim.

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Onlarla geçen yaz sonunda Antalya’da bir araya geldik. Yeni evleri ki sokak ilerdeydi. Şarampol’ün en son yapılan evlerinin içinde en genişi ve en güzeliydi. Saray yavrusu falan değildi ama tek katlı tek tip Giritli evlerinin arasında herkesin gıpta edeceği kadar görkemli sayılırdı.

Bizimkiler birkaç gün çıkıp birbirlerini tanımaya çalıştıktan sonra bir akşam bu evin bütün ışıkları yanmış. İki aile bir araya gelmişler. Kendi aralarında basit bir törenle parmaklarına birer yüzük takılmış.

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Mahallede bin bir dudak bin bir dil nişanlanma olayını konuşadursun, Binnaz Nine almış torununu önüne, başlamış öğretmeye:

“Gızım, bana düşmez söylemek. Beni hiç karıştırma! Anana da düşmez! Bi gız anası nasıl söyler böyle bi şeyi! Sen kendin söyliycen! Diycen ki: “İşte böyle böyle! Bana küçükken biri hakaret etti. Korktum, kimseye diyemedim! Benim böle bi durumum var.”

Devamını Oku
Onur Bilge

Sessizce anlatıyor hislerini, gözlerin
Öyle bir anlatım ki üzerinde sözlerin!
Karanlıktan karanlık, derinden daha derin
Sevgi veriyor, sevgi, dalıp giden gözlerin!

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Akşam, eskiden olduğu gibi dama çıktım. Her tarafı uzun uzun seyrettim. Sokak çeşmesi, gün boyu yorulmuş da dinlenmeye geçmiş, canından bezmiş yaşlı bir adam gibi kolu sarkmış duruyordu. Sabahtan beri yalağından taşarak yan arsaya kadar uzanan sularla ıslanan toprak yavaş yavaş kuruyordu. Başındaki ahşap elektrik direğinin sarı ışığının altında, üzerine çiy yağan dut ağacının ona doğru şefkatle eğilen gövdesi, sık ve gümrah dalları, taptaze iri yaprakları pırıl pırıl parlıyor, meltemle hafif hafif sallanıp kıpırdadıkça her yeri ışıldıyordu.

Beton yol, evimizin hizasına kadar gelmiş, o engebeli dar sokak ve yanındaki tek göz odadan ibaret; kararmış, yosun tutmuş kiremitleriyle, yarı beline kadar çamur olmuş, sararmış beyaz badanalı gecekondu, olduğu gibi duruyordu.

Devamını Oku
Onur Bilge

Sevgisiz bir hayat; rüyasız uyku....
Sevgi; tartışmasız, en büyük tutku...
Sevemeyenlerin içinde utku...
Aşkı bilmeyene acımak gerek.

Devamını Oku