Dikenin Güle ağıdı Şiiri - Alican Cullaz

Alican Cullaz
45

ŞİİR


5

TAKİPÇİ

Dikenin Güle ağıdı

Minareler gökyüzünün şakağını çizerken
Çehresi esir alınsa bile yeryüzünün
Bulutların gözleri ezanla dolar
Şakaklarına acı yağarken ümmetin ey gökyüzü
Yüzsüzlük surlarıyla örülmüş yüzler de ahlak
Kula kulluk iken
Adım adım izlerim kısık seslerimizi, ey sevgili

Gördüm hicretinmiş, insanlık gülün yüreğine
Yüreğimizdeki binlerce yürekle
Ölüm güzelleştikçe sana olan hicrette
Bir damla gözyaşında, saf durduk gül sevgisine

Bir vakitti sel gibi akıyordu kumlar
Tararken güneş doğanın saçlarını sevginle
Mekke de güzel günlere saklanmış hicrettik
Bir yolculuk bekliyor insanlık, inanç içinde
Selamınla rafa kaldırırken ilim yalnızlığı
Taş gibi yürekler esir düşüyordu kâinatın Efendisine

Keskin zaman dertlerimize dağlanmış olsa da Kılıç yarası
Yaramıza sarılan en güzel ilaçtır peygamberimin Ahlakı
Gül yangınına aşk kokusunu çağırdı
Tatlandı mevsimler, muhabbetin aşkımızı
Boyadı

Sevgin eritirken güneşi başak boylarında
Ebubekir lisanıyla merhamete geliyor bulutların
Bulutlar zamanı aştı ve ahir zamanın gözyaşı
Gönül penceremizde dileniyor güneş sen diye
Senle cennet oldu güzellik
Aktı gözyaşı diye hasretinden, gönüllere
Güle rengini hasretin vermiştir
Ne kadar nasıl ve niçin ne kadar
Kördüğüm olmuşsa dile düşmeyip gönle düşen Aşk
Yamalı gönül rengini ayrılık yurdunda beğenmişse
Yerini sevdiyse gönül, uzaklar nereye kadar

Alem elbisesi giyinmiş âdem
Alemler tevhide erer senle
Hakikat tarlasına atıldık toprak olduk
Hiçlik kapısında buğday taneleri gibi eş olduk
Tevhit kazanında piştik ateşinle kardeş olduk
Ne idik ne olduk ne anladık da ne bulduk

Gül güle özenir, gül’ e gül sevgisi ile gidilir.
Gülün nazı gülden güledir
Güle aşık etmişsek gönlümüzü
Gönül güldedir ve gül iledir.
Bir ışığım cami tespihlerine yansıyan
Gül sevgisine kapılmış, gönül delisiyim
Önce aş, sonra iş, sonra aşk mı kader
Kederimde gülü sevince anladım ki
İşimde, aşımda aşkmış benim

Bir mevsim tazesindeyiz her şey sende gizli
Neyine bağlanır toprak mevsimlerinde
Karıncaların sesini toprak olanlar değil de
Süleyman olanlar duyar

Vurdukça ölümü ölüme, çıplak vururlar demire Emeği
Oysa ömür gönle birikmiş alın teri gül Sevgisinden
Öyle hafif ağızlar, ağlayamaz gülün aşkına
Tak tak beynimize miras bırakır anıları asrı saadette yürüyenler
Ustalar demire alın teri döker, ölmüştür insan tembellikte
Birikim olur ölüm, demire çıplak değen ele
Ve emeğim olur sevgin, ey sevgili gül, secdeme, Gönlüme

Ayrılıklar vuslatlaştı, akıl yolcu oldu sevgine
Sen geldin yetim geldi, garip geldi
Sen geldin kâinatın tadı geldi tuzu geldi
Uzaklar yakınlaşarak sevgi örer aşkın akıl veryansınlarına
Kozanın içinden çıkar gönül, bülbülün cananı geldi
Her nefeste uçar ateşte hicret edenler
Musalla niyetine yatar varlık ruhumda
Benim gönlüm ateşine pervane olunca

Büyüyorken gece, ıssızlık yağmur sesinden ince
Suratı asılmış doğa çekiliyor canıma
Gül sevgisini unutmuş bülbüller, bir bülbülüm ki
Gül sevgisi ekiyorum kabuk bağlamış Yaralarımda
Seni çok özlüyorum ey gül, bir gül bana
Bir selam olsaydım varsaydım, ah varsaydım sana
Bir rüzgâr olsaydım, kokunu alaydım canıma
Ölüm hasretinden pay düşse toprağa
Ölüm toprağa kalmasa
Bir tohum olsaydım dikenlerin yarasına
Gülün acısına, bülbülün sevdasına
İnsan insana emanetken, insanın ulusunu Neyledin dünya

Karanlıklar, karanlıklar zindan saflarında
Benim peygamberim sen ahlak tohumusun
Taşlaşmış gönüllerde değil, toprak olup
Tevazuuyla sulanan gönüllerdesin
Kâinatın cevheri ahlak, sen güzel ahlaksın
Bunca yıkılmış gönüllerde, gönül yapmaya geldin
Ne kadar, niçin ve nereye kadar, ne kadardır
Akıl terazisi paslanmış, gülün sevgisizliğinden
Adalet kelimenin gücüyse, akan göz yaşlarının değerini
Gül sevgisini bilmeyen ne anlar
Bir anlam bekler aşk çünkü anlamı var
İnsan amacı gülle sevmek, muradı gülle sevilmektir
Yaratılanda yaratanı göremeyen göz, görmekten ne anlar

Göz özü görünce, yenilir firavunlar
Saflar tevhide erince, Yusuf’unu arar, arayanlar

Anılar kalbi yoklasa da davamızı yoklamaz olmuş
Cehalet kuyu, insanlık Yusuf’sa
Yakup gönüllü insanlar nerde kalmış
Kaç asırdır suskun kelimeler kâinatın ağzında
Edeple yoğrulan Anadolu suskun şimdi yarınlara
Suskunuz sorguya çekilmeyen cehalet karşısında
Nazarı yükselir hiradan suskunluğun Anadolu’ya
Tevhit ikliminde yağmur yüklü buluttu gönlümüz
Hepimiz çöl tanesiyiz ve çöldeniz
Kuş diliydi dilimiz, gülün lisanıydı sevgimiz
Gönüller yazıya geçirilince acılarda
Tevhit tabiatının masmavi gökyüzüydün sen ey gül
O kirlenmiş bakışlara

Korkuyu yasakla işaretledik gerçeğe
Ölümden değil cesaretten korktuk
Bilgiyi sevgiden, sorgulamayı senden ayırdık
Sünnetine mil çektik, dini kör gördük
Kin nefret yanlısıydı Ebu cehilde
Sen Müslümandın sende kinde, nefrette
Yanar aşk olurdu, biz bunları unuttuk
Sen gidince alıştırıldık düşünce hapishanelerine
Karanlık fikirlere hapis olup, ümmeti bölmeye
İnsan insanın içinde duvar
Dört duvar arasında görüş günü yalnız secdede
Ümit senin ocağın senle pişer garibin gönlü
Kalmış nemden geriye ayrılık
Hatalarla birliğimiz için değil ayrılıklar için yüzleşilmiş
Yürekle olacak işler zamana bırakılınca ümmet tevekkülü
Beklemek bilmiş
Ayrılıklardan ne haber var deme
Sen gidince bizi de götürdün
Senden geriye onun bunun malı mülkü kalmış
Ney gibi boşum dünya nağmesine yoktur sesim
Bir dudak beklerim ALLAH diyenin gönlünden
Gönlümün muradı mahşere kalmış
Senin sevgi’ nin gölgesi mahşere varır
Dinlenip te bu gölgenin altında, o hülyalar, iştiyaklar kalmış
Şimdiler de paramparça oldu vuslat gönlümüzde
Yüreğimizde mutluluğun acısı var
Sen gidince hakiki gönül sensiz mutluluğa Acıyanmış

Gölgeler gölgeler, gölgeye giren denizler
Denizin gölgesi olmaz ve her kırmızı gülün
Gölgesi siyah mıdır, gölgeler, gölgeler
Kibrin içini soyun bakın ve tanımı gelir gül sevgisizliğinden
Evet bunca ölümlü, güzel yaşamaya talipken
Gölgeler, gölgeler sorguludur, sualidir, neden ve niçinden
Bir rüzgâr aleviyle ateş alan bakışlarda
Hür iradeyle çöllere dökülen mücadelende ben olaydım
Bu bakışlar ki senin ey sevgili
Bu bakışın ki yetimin, garibin sesi
Göğsü yarıldı, dirilişin mabedindeki cehaletin
Gönül yollarını tanıdı güller senle
Ey sevgili
Sen gelince dikenler intikamı bıraktı
Gülleşip ihtişamıyla geliyor

Tevhidin varlığı, varlığın yasası
Yaralama sevdasına aşık, dikenin yarası
Güller intizamına demetlemiş sevgini
Fikrimin çilesidir ki bana yolda olmayı öğretti
Vefa yol için yolcu, yolcu için yoldur
Vefasız için yolcu gider yol kalır
Bizler yolcuyuz, sen yolumuz
Biz dikeniz ve sen ki gülümüz
Dallar ayrılığa götürse de bizi
Aynı güneş aynı su büyüten bizi

Gölgeme imzasını atan ilim
Bilinmek mührüyle aşkın faaliyeti
Ve ben ebabil kuşları
Güneş gören buzlar gibi eriyorum kederimden
Vasıf etti baharımızı can aynasında gülün aşkı
Aşk gönül oldu can muhabbetine kavuşuncaya Dek
Cananı gül saymaya
Ölüm şiir gibidir, şiir hira dağımdır
Ölüm özgürlürlüğe gül sevgisi
Avizesini yakmış kalem, mürekkebi damlıyor gönlüme
Dilim tutuk şiirler gül sevgisi
Şiirlendi her şey gönlümce

Gün demleniyor güneşin sıcağında
Kederimiz teslim oluyor kaderimize
Hüzünlü gözyaşlarımız buhar oluyor
Muhacirden, Ensar’a
Sadelik deseniyle sorgulanan afili dünya
Gönlü diken olanın muhabbeti gül olur
Gül odur ki odur, güle gül ile gidilir
Bir desen oluruz gül ile tevhit kilimine
Acemiyle, Arabıyla, Kürdüyle, Türküyle

Gecelerin kaybolmuş lisanlarında, baş verir Yaralarım
Dili yok gecemin, sessizlik susar konuşur Ruhumda gül yangını
Rüzgâr dilimde rüzgar, gözyaşlarımıza neyi Eksen gül olur
Özletme kendini resulüm, masamdaki tabak Sensiz el olur
Anıların duvarlarımızın dilinde, dilimde gülün Aşkı
Yüreğimin garip yanından göç eder ümmetin Hayali
Umut bunca gidene rağmen, bazen umutsuz Dökülen gözyaşı
Zaman peygamberimin gözyaşıdır, ağlar bizden habersiz ümmetin gözyaşlarında
Masmavi bulutlara ölümü gömdük
Bir bulut olmak isterdim çölleşmiş yüreklere ki Olamam
Zaman peygamberimin gözyaşıdır, ümmetinin gözyaşlarında

Tarihe sığmayan aşk sığar mı tarife
Ey gül bu dünyada ben ki kaderin garip Bülbülüyüm
Kavuşma yoksa sevgine
Aşka hasret baktıysak aşkta suçumuz ne
Kir pas manalar dökülür sevenin yüreğinden
Seven sevdiğini görünce
Çelimsiz tebessümlerden düşer payıma vahşinin yalnızlığı
Ağlayarak geçer gönül evimden binlerce sahabe
Ama senden umut kesmem anladım ki
Taş olsan toprak olursun seni sevince

Ey can
Aşk Allah’ tandır ve aşk Resûlullah tır.
Kâinat aşkla Yaratıldı
Sonrası elhamdülillah, estağfirullahtır
Çaresizlik ancak İbrahim olanların duasına yenilir
Gül ateşi yaktı ve ateş yandı, dil cümlelerin yangınıdır

Gönül coğrafyalarından devşirilen bulutlarla
Yeşerecek bizimde baharlarımız
Cehalet putuna sorgulama baltası değince
İbrahim olacak bizimde adımız
İnsan eğitendir, eğitilmeyen her şey Düşmanımız olunca
Feth edilecek o gönüller resullulah’ la
Şahlanacak kuranla bizimde insanlığımız

Yaşamak etle örtülür
Derisi imkân bulmaz soymaya kendini
Olgun bereketler dilinde küfürse, yaşamak Sadece hileydi
Toprak görenin aynası, toprak çarmıha gerer Eceli
Yaşamak aynanın içindeki mezarlarda başlar
O zaman kim güzel kim çirkin bul çıkar
Ölüm gitmektir
Gitmek iz bırakarak kalmaktır kâinatta
Gül gibi, gül sevgisi gibi, gülü sevdiren gibi
İşte bu yüzden bütün insanlar ölecek yaşta Güzeldir
Dikenin sevgisini seversen
Gülün sevgisine isyan edersin
Gülün sevgisini seversen
Her dikenin sevgisinde,
Kendini güle hasret bülbül eylersin
Belli ki sen gülü değil dikeni sevmişsin
Çünkü sevgin sana zarar vermiş
Gülün sevgisi kanatır, yara açar ama
Yarayı yine gülün sevgisi sarar
Sen kanamışsın, bu kanamayı
Sevginde isyan bilmişsin

Bulutlar secdeye durmuş
Gözyaşları toprağa değmiş
Her yanımız cennet olmuş
Gönüller aşkınla ıslanınca
Kaf dağı hayaliyle süslenmiş gönlüm
Yunusun ayak izlerinde cilalanır gönlüm
Esrarengiz hisler kuşanır canım, aşkından
Üstadımın sözleri okşar beni hoş geldin ey can
Elif olur muhabbet, utanırım utancımdan
Bir Şems girer, bir Mevlâna içeri bu candan
Gelin o geliyor, gelen ne zamandan ne Mekândan
Gelen tevhit, canıma geliyor, Nur-u Muhammedîmin yolundan

Alican Cullaz
Kayıt Tarihi : 1.12.2020 18:32:00
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!