Ömür dediğin, bir takvim yaprağının can çekişen hışırtısıymış,
Gurbet ise ucu yanık bir mektubun hiç bitmeyen, kanayan satırları...
Burada rüzgâr bile senin adını fısıldamadan geçmiyor sokaklarımdan,
Pencereme düşen her damla, sanki senin gözlerinden süzülüp gelmiş.
Seni düşünmek; gurbetin ortasında, sılası çalınmış bir sürgün gibi,
Kendi sesinin yankısında bile çaresizce senin sesini aramakmış.
Yollar bükülüyor, şehirler yabancı bir zırh gibi kuşanıyor üzerime,
Ekmek bayat, su tatsız; buralarda gökyüzü bile yamalı ve eksik.
Avuçlarımda sakladığım o son veda sıcaklığının izi olmasa,
İnan bu ruhsuz beton yığınları çoktan yutardı kimsesizliğimi.
Seni düşünmek; dikenli tellerin arasından bir kırlangıca el sallamak,
Uçurumun tam kenarında, senin en sevdiğin şarkıyı rüzgara bırakmakmış.
Zaman, paslı bir bıçak gibi bileniyor her gece yokluğunda,
Her sabah, seni bulamayacağımı bile bile uyanmak bu boşluğa;
Ciğerlerime dolan hava değil de, keskin bir sızıymış iliklerime işleyen.
Duvarlardaki gölgeler bile senin silüetine bürünüp beni izliyor,
Seni düşünmek; zifiri geceyi senin saçlarının kokusuyla boyamak,
Karanlığın en koyu yerinde bile senin ışığınla yıkanıp arınmakmış.
Biliyorum, bu ayrılığa biz kader diye imza attık,
Mutlu bir yuva kurma masalıyla çıktık bu uzun ve çetin yollara.
Meğer yanılmışız; ruhun tek vatanı sevdiğinin yanıymış sadece,
Bizden ötesinde, nefes alan bir ceset yığınına döndük gurbet ellerde.
Seni düşünmek; özür dilemekmiş kendimizden ve çalınan yıllardan,
Her saniyeyi, seninle bir dakika fazla kalabilmek için feda etmekmiş.
Geri dön kadın! Bu amansız hasretin boynunu büküp gel,
Yorgun adımlarım bir gün kapının eşiğine bitkin düştüğünde;
Sadece bir kez bak yüzüme, tüm kışlarım bir anda bahara dönsün.
Bu gurbet artığı adamı, yeniden yüreğinin en kuytu köşesine misafir et.
Çünkü seni düşünmek; özlemekten öte, en derin uykudan uyanmak,
Kendi küllerinden, senin sevdanın ateşiyle yeniden doğmakmış.
Şimdi bu gurbet akşamlarında lambalar isli ve yorgun yanıyor,
Soframda bir tabak eksik, yüreğimde bin yıllık umutlar kırık.
Hangi yöne dönsem, bütün yollar senin amansız yokluğuna çıkıyor,
İçimde dinmek bilmeyen o kadim, o sancılı, o yetim hıçkırık...
Seni düşünmek; çatlamış toprakların yağmura durduğu o dilsiz dua,
Bir ömür boyu süren, bitmeyecekmiş gibi duran yasın en hasıymış.
Kelimeler yetmiyor artık, bütün diller lal oldu bu yabancı şehirde,
Mevsimler hep sonbahar, takvimler hep ayrılığın vaktini vuruyor.
Eski bir fotoğrafın köşesine sığınmış o masum gülüşün duruyor ya;
İşte o gülüş, dünyadaki tüm dertlerimi bir anda yerle bir ediyor.
Seni düşünmek; zemherinin ortasında bir kardelen inadıyla hayata sarılmak,
Dalgalı bir denizde, sığınılacak tek liman diye senin yorgunluğuna varılmakmış.
Gurbet dediğin sadece fersahlarca mesafe değilmiş meğer,
Senin solumadığın her nefes, göğsüme saplanan bir kurşun gibi ağır.
Gönül kuşum kanat çırptıkça, her an senin yanına, ruhuna değer,
Sensiz geçen her saniye, sanki bin yıllık bir gecikmişlik sancısıdır.
Seni düşünmek; maviye hasret bir mahkûmun gökyüzüne olan can borcu,
Sevdanın o en dik, o en aşılmaz, o en muhteşem burcuna bayrak dikmekmiş.
Artık ne yol korkutur beni, ne de gurbetin o soğuk, hissiz yüzü,
Zira kalbimde senin sevdanın koru, dilimde vuslatın o nurlu sözü.
Aşkın en büyük imtihanıymış bu uzun ve sancılı ayrılık,
Sonunda sen varsan eğer, kutsaldır senin için çekilen her bir darlık.
Seni düşünmek; ahir kelamda seninle aynı duaya sonsuz bir "amin" demek,
Cenneti bile senin olmadığın yerde eksik, garip ve yetim bilmekmiş.
Kayıt Tarihi : 19.2.2026 13:45:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!