Sararmış yapraklardan,
Toparlanmış varlığım,
Hüzün dolu bir Ekim sabahı,
Güneşin küsüp,
Karanlık yorganına sarıldığı,
Bir akşam,
Rüzgar!
Yarin kokusunu estirirken yüreğime,
Beni hasretin kucağına attın,
Topladın gurbetin pıtıraklarını,
Talihimin üstüne,
Bahtımı kararttın,
Sen benim kayıp yüreğim,
Ben sana vefasız beden,
Sen yüceldin ruhunla arşa değin,
Ben ise yerde sürüklenen.
Sen bana ruh ver,
Bombalarla parçalanmış,
Söyle Kemancı;
Ne oldu sana böyle, kemancı?
Elde bu maharet ne?
Yerde bu sefalet nedir?
Yağmur yıkar camlarımı,
Süpürür halılarımı rüzgar,
Gülümseyen, doğan güneştir yüzüme,
Ötüşerek bölerler yalnızlığımı kuşlar.
Kalbimin ritmini düzenler ezanlar,
Bir namaz vaktinden diğerine kadar.
Saldın gurbet ele, yoluma baktın,
Yine hasret kaldın yüzüme ana.
Nurdan aydınlıktın, nardan sıcaktın,
Ama yine yandın közüme ana.
Özlem kokuludur, hayalim düşüm,
Kaderimiz oldu affolan imar,
Hanemiz mezarlık odamız mezar,
Figan edemeyiz efendi kızar,
Usul usul otur, sor soğuk soğuk.
Duvar örülmüş kalplere,
Mesajımız ulaşmıyor.
Fırsat verilmiş kelplere,
Şeytanlıktan hiç şaşmıyor.
Nerede serden geçenler,
Babasının kızı küçük fidanı,
Ömür bahçesinde dal Betül Banu,
Sevgi pıtırcığı nuru şamdanı,
Kalbimizde açan gül Betül Banu.
Gazze nedir dedi, bütün insanlar?
Kanayan en büyük yaramız bizim.
Toprağa bulanır tazecik canlar,
Enkazlar altında paremiz bizim.
Hangi sünnette var bu kof sessizlik,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!