[Kuantum-Lirik Bir Monolog]
Ne değişiyor?
Değişen bir şey var mı?
Bende değişen ne?
Fırdönüyorum!
Sıkıntım hafifliyor, birazıcık ama
Bitmiyor ve tamamıyla geçmiyor.
Nöbetçi başımda kesinkes
Hatta kamçılı da bir nöbetçi
Belli ki!! Şak şak şak!
Gözleriyle sözleriyle daimi sözleşmeli!
Yaa!
Aman be!
Bir aday yapabilseydim de
Gösterilseydim şu parmakla,
Bir ödül mödül alsaydım da bari
Bu hayatta şu hayattan
Görseydim o muymuş değil miymiş
Şeyimin tözelseli!
Bir şekilde bir vesile
Bir kitap mitap çıkarsak da
Görsek hanya'yı konya'yı da
Anlasak, ne derinmiş meselem
Bu muymuş değil miymiş!
Öyle şeylerin olacağı yok
Olmayınca da sebep
Bunlarmış gibi gelir insana;
Olmamaları asıl sorunmuş gibi gelir;
Oysa bilirim ki ilgim yok, sildim de çok
Elbette içtenlikle biliyorum ki, burdan ve
Bende yalan çıkmaz; benim o taraklarda
Hiçbir dokumun bezi de tohumu da
Olmasın isterim daha ziyade. Hiç!
İstiyordum ki hakkaniyetimle
Ereydim hakikatime,
Bu da bana yeteydi.
Bir dürülmeydi hakikatim
Bürünmeydi hakkıma...
Karılamadık, ucumuz kırıldıkça
Harcı harcına
Belki de bu dedim sonunda
Yani şu yolculuğum işte
Benim hakikatim ve belki de
Hakikat yolculuğum budur.
Belki de değil, bulmuş olurdum
Ki zaten artık bunun belkisi melkisi
Kalmamış hakikat gezgininin
Uyarıldık ki yarıldı yol
Kendi ekseninden
Zihin CERN'imdeki
Yeni keşfedilen parçacık gibi
Bir anlığına duruldum,
Bozuma uğramam an meselesiyken:
Ne yaparlar hakikat yolcuları,
Işık hızında benim bu yaptığımdan başka?
"Bu yolculukta" diyor Berk Yüksel:
"Cehalet, ihtiras ve bağımlılık gibi
İlkel güdülerden kurtulmak gereklidir.
Bu yolla karanlık yanımızı, yani
Gölgelerimizi yok ederiz."
"Zekânı keskinleştirmen zorunludur"
Diye ekliyor Osho da;
"Bu sayede sen varoluşun içine
Bakarsın ve onu bulursun."
Ya hakikat?
O da yaklaşıldıkça uzaklaşılan
Bir duyusallıkmış meğer!
Yani işte bariz olay şu ki:
Bunlardan, buralarda
Bir olumsallık bekleme hatasını yapmak.
"Hakikat içimizde saklı" diyor
Kadim olan; "Ayna, Su, Cam:
Yansımam..."
Aristoteles'ten yola çıkarak,
"Hikmet-i sırrı yol almaktan geçer" diyenler,
"Aramakla bulunmayan, bulabilenlerin ise
Ancak arayanlar olduğu söylenen
Varoluşun kutsal bilgisiyle
Hakikat yolun kendisidir." diyorlar.
Bilgi büyük bir güçtür, bilgelik ise
Bu gücün kullanılması,
Uygulanması ve aktarılması.
Bilgi hayatın anahtarıdır,
Bilgelik bilginin yararlı kullanılması.
Bilgi başkalarından gelir,
Bilgelik, sadece, insanın kendinden.
Kuarklar başıboş veya keyfi davranmıyordu
Aksine, inanılmaz katı ve disiplinerdiler
Ve fizik yasalarına kusursuz itaatliydiler
Ve bu yüzden vazifelendirildiler
Ancak onların "amaçları" yoktu;
Amaç sadece sana, bana
Yani o kuarkların bir araya gelerek
Oluşturduğu "bütünümüze" aittiler
Ve kâmil olma yolu derdi ki:
"Bilgi ve hakikati bağlayan birey bir köprüdür."
Düşün
Yap
Yık
İstersen de tekrarla istediğin kadar
Uçmayı hayal edemez vidalar
Sadece sıkıştıkları yerde durmakta
Binlerce vida motor ve kanat gibi
Bir araya gelindiğinde ise ortaya
Uçmak gibi muazzam bir amaç çıkmakta
İşte biz, o kuartların
Bir araya gelerek oluşturduğu
Muazzam bir uçan olabilirdik...
***
Ah! İşte ah!
Benim asıl bildiğim...
Herkes birlikte acı çekecek işte
Uçmak ne kelime
Herkes birlikte üzülecek ve
Herkes üzülecek,
Herkes acı çekecek.
Kimse bu acılarından
Muaf olamayacak bu yeryüzünde.
Bildikleri her neyse,
Onları da kurtaramayacak;
Kendilerini kurtaracağı ümit edileni de
Kurtarmaya yetmeyecek.
Bir Nuh'un gemisi hikâyesi daha
Olmayacak bu tarihte,
Ve bu tarihin haritalarının
Herhangi bir yerinde
Ya hep beraber kurtuluruz
Ya hiçbirimiz; bu da böyle biline!
Nedir bu şimdi,
Bir hakikat bilimi bildirişi mi?
Bu mu hakedişimiz uçuşmak yerine?!
Ne bileyliyim, içimden dilimi keser
Dolaşık cümleler boşanıp
Biraz kızgınım sanki.
Kızgınlık moduma geçmişim,
Farkına varıyorum ki... Hay Allah.
Ama ne acı bir şey;
Herkesin, hepimizin aynı anda
Hepten yok olacağını,
Hiçbirimizin dahi
Kurtulamayacağımızı düşünmek...
Çok korkunç bir düş bu, evet.
Ama eğer bu dehşeti duyumsamazsak,
Dünyamızı tehdit eden vahşetten
Nasıl koruyabiliriz ki?
Ve nasıl buluruz hepli kurtuluşumuzu?
Bunun nasıl bir koyu tonda
Karanlık Madde, olduğunu
Ne yazık ki bir türlü
İdrak edemiyor gibiyiz hâlâ!
Birilerinin, kendilerinin başına
Hiçbir muzurluğun musallat
Olmayacağını sanıp
Hâlâ boş boş umut etmesi...
Bir akıl şaşması bence.
İnsanları paniğe sokmak mı bu?
E ama! Paniğe sokmadan,
Hadi o zaman, ne duruyorsunuz?
Bitirin şirin şirin bombalamayı da
Kesinkes kesin dalaşı, hadi!
Küsküs durmayın açın barış bayrağınızı
İmzalayın barış Antlaşmanızı... Hadi!
Ama nerede henüz şımarmamış
O aklı selim insanlık?
Nerede o vurmadan duyan
Bilge insanlar?
Bunları yazınca da akıllarınca
"İnsanları paniğe sokmak bu" diyorlar
O zaman geliyor enselerine şaplak
Akıllarına da insanlar!
Ama o bombalar, şu füzeler oradan oraya
Fırlarken, sanki kendiliklerinden fırlıyor
Musibetleri; kimse de akıl edemiyor değil
Oralarda insanların yaşadıklarını, bilakis;
İnsan trafiğinin en yoğun olduğunu bilerek
Lades! lendiklerini de mi düşünemiyorlar hiç?
Aklım almıyor benim, bu ne çelişkili bir
Düşünemeyişmiş böyle?
Tepemizde tepinirlerken biz de
Uçuşmayı mı planlıyoruz mutlu mesut
Eğleniyor muyuz yani? Pek bi!
Panik yok, panik yok aman diyeyim...
Mazallah! Üzerimizden
Mayın sürüleriyle geçerlerken,
Panik yaptığımızı anlarlar da
Vazgeçerler düşmekten
Diye mi korkuyoruz?
Panik yapmayalım, bırakalım
Yağsın şekerleme yağmuru gibi,
Füzeler! Düşsün hindistan cevizi
Rendesi bombalar! Kırmızı beyaz
Bir bulamaç yapış yapış
Pastamsı kıvamlı can pazarında,
Panik yapmadan donalım
Domalalım hatta fıstık ezmeleri gibi
Bölük bölük ölüp;
Gönlümüzce de boca edilsin
Dark çikolatalı toprak
Gömülelim narkozlu bir ruhla
Gönüller rahat...
Vay be! Ne çıkarım ama!
Tadı şampanya
Marifeti fıskiyeli
Lunapark savaşlarından!
Çıkan ses çan çan ise
Herkes kendi havasında
Kendi havasını dövüyor havanında!
***
Bir şey sebep olmayınca,
Sebep oymuş gelir insana olmayış;
Bir şeye sebep olmayışla,
Sebep olmuş olur
Olmayanların olduruşu.
Zaman geçtikçe... İlerledikçe...
Yol aldıkça... Yaşaldıkça...
Kazanılmışlara, kaybedilmişlere baktıkça...
Battıkça hüzün duraklarına...
İlk halimizdeki eser kalmadıkça hazinemizde;
Hüznün durakları...
Daimi durak, hiç geçmediğimiz ondan...
Hep onda ve orada takılı kaldığımız
Bu daimiyet, bir aidiyet.
Ve ben tam bu durakta,
Mavi zemin üzerinde beyaz baklava
Sembolünün önünde buluyorum yolumu. Net!
Bu şerit, kullanımına açık değil herkesin!
Yalnız ve yanlız belirli araçsal türler
Yararlanabilir bu öpülesi özel şeritten!
Sesime karşılık veren bir ses bu ses,
Yankılanmama yankı mağaramın
Derin delikli ilikli serinliklerinde...
Kaybolmadan ilerleyebilen etilen,
Bir keten genomu gibi gelen!
Teolojik bir kuşku var
Yine de yok edilemeyen.
Ama araca bindik dikdik bir kez;
Çevirdik koltuğu, bastık gaza
El frenini boşaltıp:
Fren gaz, fren gaz, fren...
İlerliyoruz metalurjik!
Bu aracı itaatsiz icat ettiler bir kez,
Kullanmasını öğrenmek bize düşen.
Takıp uzak yakın gözlüklerimizi
İyice bir okumalı kılavuzu dizelerdeki
Kendimi icat edilmiş gibi düşünüyorum;
Modifiye edilmiş bir icat hatta, hatası
Değiştirilmiş, kişiselleştirilmiş olması...
Ve icat edilmiş bu benliği, tamir ederken
Yeniden icat etmiş bulunuyorum aniden!
Yeniden sahnelere, sahalara dönmek gibi
Bir hevesi mi ne varmış belli ki
Eski yazılımından bir kir izi,
Ama o sahne ya da o saha
Toz toprağa gömülü kalmış
Farklı bir sahamız
Oluşmuş ya hem artık.
Bi bakiim farkında mıyım?
Ben, başka ne yapabilirdim ki?
Bütün yolları da denemedim aslında,
Hep aynı yoldan yürüdüm.
Aynı düşünceyle ilerledim
Sanki farklı bir yol ve düşünüş gibi
Denedim hep aynı düşünüşü, aynı yolu.
Yol da yön de düşünüş de aynı oldukça,
Hep aynı kalır her şey sandım.
Yol ve yön aynı kaldıkça da düşünüş
Değişmedi gibi geliyordu
Bu da bir oyalanmaydı ama
Ve sonrası iç bir yere vardırıyordu;
Tek yere malum, o hepimizi bekleyen...
Zaten dursak da oraya varılır,
Eylesek de eylemesek de
Düşünsek de, düşünmesek de.
Kendimden beklentim varmış hâlâ demek,
Bütünümdeki sıkıntı buymuş bebek!
Son vermem gereken bir bu kalmış
Bir bu... ur gibi, kestirip atılmalıymış!
Benliğimden istifa etmek mi bu yoksa
Benliğimden emekliye ayrılmak mı, hangisi?
Çok mu zor yani senin için
Bu içsel dönüşümü geçirmek?
Ne sanıyorsun acaba, gerçekten
Bilmek istiyorum, ne sanıyorsun?
Alt tarafı, üst tarafı neyse ne
Yaşayıp göreceksin, göreceğiz.
Niçin çekiniyorsun ki, anlamış değilim!
Dönüşeceğini sandığın kişiliğinin
Yeni bir canavara mı benzeyeceğini
Zannediyordun, dinazoryak
Alev canavarı, ondan mıydı zorlanışın?
Ne anlamı var ki?
Korkutan, çekindiren, zorluğu değil;
"Ne anlamı var ki" düşünüş cenininden!
Olmasın, bırak
Hiçbir anlamı olmasın! Ne olur?
Anlamı olmayan, anlamsız bir şey olsa ne olur;
Ölür müsün alt tarafı öğürür müsün?
Ya da öldürür müsün en sevdiklerimizi?
Hayır. Başka bir şey var!
Burada dönen başka bir dolap var!
Kafamı patlatsam bile bulmak istiyorum
Bu dönen dolapları!
Ya, bırak allahaşkına ya!
Bahane üretme masal yazma maval okuma!
Anlamak istiyorum bunu ben,
Anlıyor musun? Burada beni donduran,
Durduran, ketleyen çocuksu bir düş
Ya da her neyse, ben bunun
Çok değerli olduğunu düşünüyorum.
Ve istiyorum ki... Bak,
Ona değer veriyorum
Ve çok saygı duyuyorum.
İstiyorum ki kaçmasın avuçlarımdan artık!
O benim gerçeğim ve ben o gerçeğimle
Bağrıma basmak istiyorum,
Sahip çıkıp gerçeğime!
Elimdeki yegâne şey o benim; benim!
Beni ben yapan o, biliyorum.
Onu bozmak, şerefinden nail edip
Reform diye deforme edip
Ucube olduysa terkedip...
Bilsin ki istemiyorum
Bozup ağzımı gitmek!
Onunla yaşayacağım hep,
O benim parmak izim,
O benim geleceğim,
Evrenseki sebebim...
Ve bu son, muson, varoluş!
Varım yoğum, dayanma gücüm,
Olan gerçeğimi benim, gerçekliğimi
En özenilmiş özelliğimi, kesip
Atmayacağım, anlıyor musun?
O yüzden beni değiştirmeye çalışamam.
Onu değiştirmeye çalışamam.
Değiştirirsem... Ben artık ben olamam.
Herkes bir şekilde yaşayıp gidiyor bak,
Ben de bir şekilde -işte- yaşayıp gideceğim.
İşte bundan ötesi yok.
Bundan öteki yol da olduğum gibi
Olmaktan öte bir şeyi gerektirmez.
Herşey benim elimden.
Herkes için de bu böyle, öyle değil mi?
Herkes olduğu gibi, olması gerektiği gibi!
Nasıl olmaları icab ediyorsa öyle oluyorlar,
Nasıl yaşamaları gerekiyorsa öyle yaşıyorlar.
Ben de olduğum gibiyim, buyum işte.
Bir şeyler eksik değil, ne de fazla. Hayır,
Hiçbir şey ne eksik ne fazla.
Her şey tam ölçüsünde ve tıpkı
Olması gerektiği gibi, tam kıvamında,
Tam olarak gerçek kılıfımdayım
Bu son gerçeğin kılıfında...
Bana yakışan tek kılıftayım;
Tam da benim için biçilmiş
Üzerime şıp diye oturan,
İsteyebileceğim bütünlük
Ve upuzunlukta,
Yellim yellim bir kaftan.
Evet, bu beden ve bu ruhta
Tam bir bütünlük içindeyken
Bu ellerim benimken, bana yakışan
Bu ayaklar ve bu gözyaşları benim;
An be an bu bedenleyken, hem de
En anakondasala yakışan bir ruhla!
Anlıyorum, zordu büyütmek.
Zordu bugünlere getirtmek serpiltmek,
Erekse çok büyüktü anlıyorum.
Hâlâ zor, belki daha ilerisi daha da zor.
Belki bu kalıbı taşımak, daha da ileriye
Gittikçe, gidildikçe daha da ağırlaştıracak,
Taşınmayı daha da zorlaştıracak.
Belki çok çok... ama olsun,
Ben, benim ya, olsun!
Ben, banayım ya, buna değer.
Ben, benim içinim ve bu en uygun biçimim!
Her türlü ağrısal ve sancısal sürece değer.
Hem farklı hem bir olma sancımız
Şansımızdır bu kocamışlık dansımız!
Sevgili Dost diye benimsiyoruz,
Başka türü geçmiyor kalbimizden yine.
Yaşamak, bir 'savaşım' meselemiz değil,
Olmayacak bizim.
Yaşamak, sevinçli olacak.
Durduraksız!
Gezimiz bizim
Hak Edilmiş Güzelliklere!
Ancak şimdi bana -hâlâ-
Başka bir şey lazım!!
***
Yeni bir sanat platformu! Evet.
Yeni bir sanatsal alan.
Yeni bir sanat formu - sanatsal norm.
Edebiyat temelli yine, lirik özellikli,
Göstermeci oyunculuğumuz
Yine performansta, dayanaklı...
Ve işte şimdi de bir başka ad lazım buna!!
Adıyla gelsin ve adıyla yaşasın!
***
Bırakalım gitsin,
Aksın zamanın kumaşından
Kamışlanmış dizilerim;
Bitelim, bırakılalım.
Muşmulalar göğermiş olsun yine
Portakal çiçekleri ağarmış
Nisan yağmurlu saatlerde.
Kızıla çalan yapraklarla nişanlı
Yürüdüğümüz yollar...
Başka başkalaşmış anlardan ışınlanmış...
Boş, kırık bir bankta bitsin yine...
Varsın,
Bırakalım gitsin,
Koza zamanın ipeği uçlansın
Elimden kamışlanmış dizelerimde;
Bit elim,
El ele, bırak
Böylece kalalım.
***
Yaşanmamışlığımız -ya da- /
Yaşanamamışlıklarımız için;
İçimizdeki sönmüş volkan'ın
Nasıl yeniden yakılabileceğine dair
Kıvrımlı bilgiyi -ya da- /
Bilgelikli ilgiyi arıyorum
Mumla!
Elime şu iki dalı
Kalem ve şu beyaz satıh'ı alıp
Sürttürüyorum dalıp
Birbirine sürekli ve hızla
Ve daha doğalı doğar doğmaz
Arasından fırlayan ateşli dizelerim
Nasıl da yiyip bitirebileceğini beni:
sEnİ vE bEnİ
bİzİn - zİhİn AlEvİylE...
Yabani el değmemiş seçkin elit
Editsel bir varoluşa uzanıyor
Bir duygu ki bu yaşalmamış hiç...
Bir umum ki bu
Türkçeli lehçemizde ve hançerelerimizde
Bir endoskopik yazılım güzergâhında
El yakmayacak bir sepette
Doldursak kendimizi...
Pikniğe çıkarsak
Irmak söyleşiler vadimize...
El Niño bayramlıklarımızla
Yesek içsek ve alabildiğine bağırsak:
Heyyy!
Haaaayyyyyy!
Binyansak!
Eko-santrik
Varolsak..
Kuş yuvasındaki yavru cikciğin
Yavrusunun gagasından ilk cikcik'le...
Sonra yine
Taşsam
Taşsan
Taşsak
Oradan oraya hep burayı taşısak...
Zihin CERN'imdeki çırpınışlarımın
Bozunumlu bir ilk maddesinde
:
Tüm zamanlarımız
Şimdi ve şu halimiz
Olsun mu?
Habibe Merih AtalayKayıt Tarihi : 21.05.2026 00:28:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!