unutmuş sanki altın çağıdır aslında her nefes yaşamanın
bir insan nasıl susturulur dili çözülmüşken acılarının
işte öyle nasıl daha çok belli ederse karanlığı bir kibrit alevi
olsa olsa acıyı hatırlatan bir sevinç benimkisi
gri bir martıya bindirip solgun sesimle
salıversem gözlerimi denize
bulur muydun beni
oysa ben onca karanlık arasında bile
bir kıvılcım gibi bulurdum seni
bir kuş çiz yağmurdan ağırlaşmış kanatları
nasıl unutur bir mahpusun yürümeyi ayakları
sahi kafeste kuşlar nasıl unutur uçmayı
kırmızı bir balık çiz mavi gökyüzüne uçurtma olsun
öyle ki düşüncelerin zincirlerinden kurtulsun
sen nasıl sevdin beni yokluğumda
bir çocuğu büyütür gibi gıyabımda
düşlerin ne maharetli
ellerin hayal eder gibi
resim çiziyorken geleceğe
emin ol duyduğum hiç bir yalan bu kadar güzel değildi
eğip başını uzaklara
baktığın yeri görmeden
aklımızı aklında aldatıp
adımsız uzaklaşırken
tüm ihtimalleri de elimizden alıp
nasıl da gittin..
Ne çok severmişim meğer güneşi
müebbete mahkum olanların bulutsuzluğunda
çıkıverdiğimde ilk avluya
gözlerim kamaşınca, kemiklerim ısınınca..
Yağmuru ne çok severmişim meğer
her gören bilmez iyi bakan bilir
önce lodos yiyen karlı dağın tarafı erir
eriyen sadece kar olsa iyi
ansızın
aklıma geviş getiren mazi gelir
söylese acısını el alem neyler
ey gökyüzüne açılan eller
siz söyleyin
söylemez mi derdimi neyler..
birden iki renk kaldı
ya siyah ya da beyaz olacaktı
gerçek bir köpek gibi belki de
ellerini ısıracaktı
mum alevinde titrek adın dilimde üşüyordu
seni yasaklı kelimelerin arasına koysam
yeni bir düşün peşine düşüyordu
içimdeki toz pembe ressam




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!