Oktay Çiftbaş Şiirleri

9

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

Oktay Çiftbaş

Çanakkale
Türkün eli bacağı
İman dolu sancağı
Aslan gibi kükrer namı
Dörtnala koşan at gibi al bayrağı

Devamını Oku
Oktay Çiftbaş

Yolum düştü bir sabah şehrimin sokaklarına
Kaldırımları şen şakrak
Güleç yüzlü insanları
Bekleşirler gelip geçen anları
Dokunur gönle Şebinkarahisar sokakları

Devamını Oku
Oktay Çiftbaş

Bugünlerde bir garibim işte
Gündüzleri bile uyuyamıyorum artık.
Geceler çok aydınlık geliyor bana
Sabahları iki tek atmadan günaydın demiyorum kimseye
Tütünümü sararken, zıvana misali üstünden geçiyorum hayatın artık..

Devamını Oku
Oktay Çiftbaş

Bilemediğim belki de hiç anımsamadığım bir fotoğraf karesiydi. Dudaklarım kurumuş içten parçalanıyordu. Gözlerim bulanık ne yakını ne de uzağı görebiliyordu. Koca bir sessizlik vardı, hiç susmayan dudakların ardında. Hep bir şeyler eksik diye sağa sola bakınıyordum. Beynim, bedenimi parmak uçlarıma kadar tepeden tırnağa kadar uyarıyordu.Bulutlar geçiyordu gökyüzünden. Hepsi kapkara, korkunç bakışlı bulutlar… Bedenim kavrulurken hiçliğin bilinçsizliğinde, tepeme üşüyorlardı en kudretli halleriyle. Korkuyordum. İçimden çığlıklar atıyor, yine de duymasını sağlayamıyordum. Gidiyordum ya da gidiyordu. Böyle anlarda bunun pek de önemi olmuyordu. Gidiyorsam gitmeme engel olmuyor, gidiyorsa kal diyemiyordum. Burada önemli olan artık avuçlarımızda kanayan yalnızlıklardı.Korkuyordum ve kapkara bulutlar etrafımı sarıyordu.İçimde biriken seni seviyorumlar gırtlağımı parçalarken sadece saçlarımı okşayıp bu bulutlar da dağılacak diyebiliyordum. Kandıramıyordumkendimi. O hiç anımsamadığım fotoğraf karesi hiçbir şeyi eskisi gibi yapmıyordu. Dudaklarım hala kuruyor, gözlerim hala ıslandıkça hiçbir yanını göremiyordu. Belki zorlarsa yakınındaki harfleri bir araya getirebilirdi. Yine de hiçbir harf bir araya onun istediği gibi gelmiyordu. Nereden okursa okusun hatta ne kadar birbirine karıştırırsa karıştırsın; “ayrılık” bir türlü “seni seviyorum” olmuyordu. Bedenim en çok kalbine dayanamıyordu.Dağılan dengesizlik içimi küflendiriyordu. Belirsizlikle sevişiyor ama bir türlü geleceği doğuramıyordum. Elime yüzüme bulaştırdığım yarınlar çelme takıp beni buraya belki de o’na hapsediyordu. Duyabiliyordum. Yani çoğu zaman. Bana seslendiğini, gözlerinin gözlerimi aradığını, bedeninin bedenime kavuşmak için kavrulduğunu duyabiliyordum. Şu an bile bir parçamın onda kaldığını hissedebiliyorum. Büyük bir parça. Onsuz atamayacağı için onda kalan, nefes aldırtmayan ve tüm gecelere ihanet eden bir parça…Korkuyordum. Öyle çok korkuyordum ki titrerken karnıma ağrılar giriyordu. Kalp spazmları geçiriyor, nefes almak için yukarıya daha da yukarıya zıplıyordum. Sakinleşemiyordum bir türlü. Sonra yüzümü avuçlarımın arasına aldım ve “sakin ol. bir gün her şey geçecek. bir gün her şey eskisi gibi mutlu ve taze olacak. hiçbir aşk bayatlayıp kokuşmayacak.” dedim. Böyle küçük harflerle tane tane ifade ettim kendime. Tekrarladım her şey geçecek diye ve işte sizin de bildiğiniz gibi sonra gözlerimi yumdum.Bir samimiyet göstergesi olarak beyaz önlüğü çıkartıp bambaşka kıyafetler giydiriyorsunuz. Bunların hiçbiri yetmiyor o anı flulaştırmaya. Hepsi silikti ama o bulutlar, o korku ve birbirimize son kez bakışımız çok netti. Şimdi siz benden yaşamaktan ve yaşatmaktan korkmadığım bir şeyi burada sizlere bırakmamı istiyorsunuz.
-Lütfen doktor bey ben hasta değilim, sadece aşığım..

Devamını Oku
Oktay Çiftbaş

Her insanın zaafları vardır. Kimisi bunu iyi gizler, kimisi de gizlemeye gerek duymaz. Benim de zaaflarım var/dı. Burada “asla hayır diyemeyeceğim şeyleri” sıralamayacağım. Size sadece eğer bir insana zaafınız varsa ileride çok canınız yanmaması için çok dikkatli olmanız gerektiğini söyleyeceğim. Ben söylerim, gerisini siz bilirsiniz.Profiterole zaafım olabilir, turuncu kapaklı defterlere zaafım olabilir, balonlara asla hayır diyemeyebilirim ama bunların hepsini şöyle bir kenara bırakıyorum. Bunlar dönemsel gelip geçici şeylerdir. Asıl bir insanoğluna zaafım olduğunu anladığım an elim ayağım birbirine dolandı. Hayatımda neyi, nereye, ne zaman koyacağımı bilemedim. Önceliklerim, nefes alışlarım değişti. Hayat meğersem o zaman içinden çıkılmaz bir hâl alıyormuş. Hiçbir sevgi, hiçbir aşk, hiçbir tutku bir zaaf kadar etkili değildir arkadaşlar. Karşı koyamıyorsun, kendini tutamıyorsun, o her seferinde hayatını parçalarken sesini çıkartmıyorsun. En kötüsü de kafasına göre gelip giderken sen hiçbir şey yapmak istemiyorsun. Kabulleniyorsun.Olmuyor. Hayat böyle devam etmiyor. Yoruluyorsunuz, çünkü ben çok yoruldum. Zaaflarımın canımı bu kadar çok sıkacağını, beni bu kadar yakacağını bilmezdim. Öğreniyorsunuz, ben de öğreniyorum. Siz de bir an önce kabullenip öğrenme sürecine geçin. Bu süreç ne kadar uzarsa o kadar çok dağıtıyor. Sonra her şey dağınık kalıyor. Siz dağınık kalsın bırakın dedikçe içinden çıkılmaz bir hâl alıyor. Kimsenin bu kadar parçalanmış hayatlar yaşamasına gerek yok.Ben bir türlü dikkatli olamayanlardan olarak size gelmiş burada dikkatli olun diyorum.Vazgeçtim, olmayın. Sonuna kadar ehh be diye isyan edene kadar zaafınızla yaşamayı öğrenin. Yıllardır büyük bir zaafla yaşamayı öğrenmiş biri olarak “ehh yetti be” diyorsam her zaafın bir sonu vardır diyerek size sevinçli ve mutlu haberi verebilirim..

Devamını Oku
Oktay Çiftbaş

Artık seni nasıl sevdiğimin bi önemi yok. Aşık mıyım, değil miyim? Bi önemi yok. Nerdesin, nasılsın, kiminlesin? Bi önemi yok. Hayatımdaki sıfatının bi önemi yok. Seni seviyorum. Dedim ya, nasıl sevdiğimin bi önemi yok. Ne kadar sevdiğimin bi önemi yok. Başkasını sevip sevmediğimin bi önemi yok. Seni seviyorum.
Artık bu sevginin içinde bi duygu yok. Bi beklenti yok. Bi ümit yok. Toz konduramamak yok. Toz kondurtmamak yok. Seni seviyorum. 8 yılımın hatrına. Tertemiz. Hiçbir şeysiz. Anlamsız.
Kocaman hayallerimi ellerinden aldım artık. Hayallerimin dışına taşıdım evini.
Bıraktım. Ben seni sevebileceğimin en yücesiyle sevdim çünkü. Artık doğduğun gün hatrına evinin önünden balonlar uçurtmak yok. Ben o balonları uçurttum zaten. Bütün hayallerimi, ümitlerimi senle birlikte o balonun içine koyup uçurttum. Sonra o balona bakıp seni seviyorum dedim. Seni seviyorum. Düm düz. Sen olduğun için. Bugüne kadar yanımda olmasan da hep yanımda olduğun için. Yüzüne hiç dokunamayıp, ama hep özlediğim için. Yalnızlığımda sana sarıldığım için. Seni seviyorum. Hangi hikayenin esas kızı olduğunun, bi önemi yok. Seni aşksız, duygusuz, beklentisiz, yersiz, yurtsuz, zamansız hep seveceğim.
8 yıldır kapalı olan o kafesi açtım. Avuçlarımın içine aldım seni. Artık hayallerime tutsak değilsin. Kanatlarını çırptığın anda uçacaksın özgürlüğüne. Tutsak olduğunun farkında bile değilsin. Geleceğinin ferahlığına doğru uçacaksın. Ve ben sen uçtun diye ağlamayacağım. Seveceğim. Yine seveceğim. Belki o anda başkasının yüzüne güleceğim. Yalandan değil ama. Belki birini gerçekten çok seveceğim. Ama nolursa olsun sana bakıp seni seviyorum diyeceğim. Seni seviyorumun anlamını değiştereceğim. Sana asla veda etmeyeceğim ama. Sen hep burda olacaksın çünkü. Kalbimin en güzel yerinde. Adın, yüzün aklımın en güzel yerinde. Belki gökyüzünden kanat çırpacaksın bana yine. Kafamı kaldırıp sana bakacağım. Ama bu sefer kalbim acımayacak. Gözlerim dolmayacak. Derin nefes alacağım. Bir zamanlar seni ne kadar sevdiğimi düşüneceğim. Anlamın değişecek sadece. Yerin hiç değişmeyecek. Ben yine seni seveceğim. Bu sefer farklı olacak belki ama. Emin ol hiçbir beklentim olmadan, bomboş belki de. 18. yılda da, 28,38,48,58,68. Hepsinde seni seveceğim. Aşığım demeden, hatta belki başkasına aşkım demene gülümseyerek. İçimden gelerek. Annemi nasıl sevdiysem, babamı nasıl sevdiysem seni de öyle seveceğim. Bak; yine söylüyorum. İçine aşk koymadan, hayal koymadan, hırs koymadan, acı koymadan, gözyaşı koymadan, duygu koymadan, hiçbir şey koymadan bi daha söylüyorum. Seni seviyorum.

Devamını Oku
Oktay Çiftbaş

Sonradan ne olacağını bilmiyordu. Zaten hiçbir zaman bilememişti. Düşünmeden hareket ediyor, kararından vazgeçmeden uyguluyordu. Olur da hani bir yerlerde soluklanırsa her şeyi eline yüzüne bulaştıracağını sanıyordu. O yüzden her şey hızlı bir şekilde gerçekleşirdi hayatında. Çoğu zamanda istediği gibi olmaz her şey ayaklarına dolanırdı.Kafasını kaldırıp şöyle bir gökyüzüne baktı ve koşmalıyım; kendime yetişemeyecek kadar koşmalıyım dedi. En son böyle dediğinde ilkokuldaydı. En yakın arkadaşıyla kavga etmiş çok üzgündü. Yıllar sonra tekrar kendisine bu talimatı verdi. Belki neden böyle dediğini derinlerinde bir yerlerde biliyordu. Ama bunu dile getirmek yerine koşarken gözyaşlarını özgür kılmayı tercih etti.Bir ara soluklanmayı denedi. Düşünmeye ihtiyacım var, bu şekilde hiçbir şey aynı olmayacak diye düşündü. Haklıydı çünkü hiçbir zaman hiçbir şey aynı olmazdı, olamazdı. Belki bedenini kasıp kavuran adrenalin, belki yorgunluk tam olarak bilemiyorum ama yine onu radikâl bir değişimin eşiğinde olduğunu fark etmek zor olmadı.
O güçlü adımların ardında ürkek ve kararsız bir çocuk yaşıyordu. Üzerine giydirdiği gömleklerle artık onlara ulaşamayacak kadar geride bıraktığını sanıyordu. Soluklanınca aslında sakladığı ne varsa hep bir adım arkasında olduğunu anladı. İnsan bu kadar çok kendisinden saklanınca kim olduğunu unutmak kaçınılmaz bir son oluyordu. Bunu çok geç anlamıştı ama belki bir yerlerde dönüş yolunu bulabilirim diye bir kez daha umutlarını yeşertmek istiyordu. Hangimiz böyle defalarca kendimize çeki düzen vermedik ki? Mesela ben defalarca yanlış bir yolda olduğumu bile bile kendimi soğuk bir yalnızlığa bırakmaktan vazgeçmedim. Sonra bir daha olmayacak, hiçbir zaman olmayacak diye kendime sözler verdim. Anlıyor musunuz? O da öylece artık hayatını yaşamak istiyordu.
Sonra birden koştu. Tekrar. Hiç durmadan.Eğer insan kendisinden kaçacak kadar çok şey biliyorsa yine bir aşkın alevleri sıçramıştır. Yani bence tam da orada bu aşkı artık tek başına taşıyamayacağını düşündü. Belki kız hiçbir zaman onu, onun sevdiği kadar sevmemiştir. Belki de birbirlerine kavuşamayacak şeyler yaşamışlardır. Yine tekrar söylüyorum; bilemiyorum. Ama bildiğim bir şey varsa o çocuk çok sevdi. Kendi yaşamından daha çok sevdi. Geceleri sabahlara kadar gözleri şişene kadar içip içip ağlardı. Sabahları hiçbir şey olmamış gibi normal hayatına devam eder. Sevdalanmak demişti bir gün; sevdalanmak insanın kanını yavaş yavaş emiyor ve sonra sadece kendisi dolaşıyor bedenin her bir noktasında diyerek bir çay koymuştu kendisine.Şimdi hiçbirimiz ona yetişemiyoruz. Yakalayamadığımız gibi anlayamıyoruz bile. Bu belki de ona yapılan en büyük haksızlıktı. Hala neler yaşadığını bilmediğimiz o süregelen yılları için elimizden gelen hiçbir şey yok. Bir insanın yok oluşunu izlemek nasıl ızdırap dolu bir şey biliyor musunuz? Evet, belki itiraf etmem gerekiyor; ben de sevdim o kadını. Benim sevgim onu kurtaramayacak kadar az geldi. Şimdi söyleyin bana sevdiğiniz kadın kendisini bile yakalayamazken siz nasıl durdurabilirdiniz? Onu durduracak kişi hiçbir zaman siz olmamıştınız ki. Bunu anlamam çok geç olmadı. Çünkü yine bir keresinde sarhoşken ne kadar bok bir yaşam; hayatımızın yoluna girmesi için yine hayatımızın içine sıçan insanlardan medet umuyoruz demişti. O zaman bir kez daha anlamıştım. Hiç sönmeyecek bir közün etrafa sıçrayışlarıydı bunlar.Koşmuyor artık; orada öylece uzanmış yatıyor. Sanki gülümsüyor gibi. Bir şeyler yanıyor bedenimde.
Böyle sonlanmayı hak etmeyecek kadar iyiydi bu hayatta.- Bu kadar çok mu sevdiniz?

Devamını Oku
Oktay Çiftbaş

Gözlerimi yummaya çalıştıkça aklıma gelen hatıralar inatla gözlerimi diri diri tutuyor. Kendime söylediğim onca avuntu cümleleri bedenimizi delip geçiyor. Orada bir yerlerde olduğunu bildiğim çift göz sanki beni bekliyor. Yataktan kalkıyorum tekrar kendimi yatağa atıyorum. Havasız kaldıkça tüm kapı pencereyi sonuna kadar açıyorum. Hiçbir şey yeterli olmuyor.Bu tarihi de saati de aklında tut dediğim o geceye geri dönmek isterdim belki de. Gözyaşlarımla sulamadan her şeyi baştan yazardım. Tüm sitemlerimi cehennemin dibine gönderir, tüm sevgimi ortaya dökerdim. Beceriksizim, onu da elime yüzüme bulaştırırdım. İlla ki bir yerinde yine öfkeyle sert davranır sonra yine bu şekilde belki daha farklı olabilirdi diye iç geçirirdim.Yapamadık.Belki de yapamadım.Yada geç kaldım.. Herkesin sandığından daha güçsüz ve daha korkaktım. Bunu gizlemek için de kirleteceklerini düşündüğüm hatıralarımızı her gece başucuma koydum. Başkasının çalmasından korkup kimseye anlatmadım. Bizim olan bir şeye kendim bile dokunmaya korktum ve her şeyi böylece daha da zorlaştırdım. Her şeyi görecek kadar farkında ama hiçbir şeyi değiştirmeyecek kadar aptalım.Biliyorum yıllardan 2019 ve hiçbir şey geri gelmiyor.

Devamını Oku