Sakladım hüznümü vurulmuş geceye,
Yüreğimden göçen kırlangıçlar gibi.
Susuyorum yollara, unuttum hasreti,
Otogara bıraktım solan mendilleri.
Giderler şimdi, şehrinin üstüne konarlar,
Bir akşamın son cümlesinde unuttum adımı,
rüzgâr dolandı içime,
kimse fark etmedi...
Yıldızlar susacaktı neredeyse üstümüzden
bir ormanın unutulmuş kalbinde,
denize en çok benzeyen sensizlikte.
Bugün de bitti.
Bitti demek kolay aslında;
yerinde durdu denebilir.
“Gemiden indik,” diyorlar.
Ben hiç binmemiştim;
Gitmek kelimesi sonradan geldi aklıma.
Öncesinde bir şeyin yerinden oynadığını sessizce hissetmiştim.
Yanındaydım ama cümlelerimiz aynı yere varmıyordu.
Gülüşler denk düşüyordu belki, ama içimiz başka başka yerlerde oyalanıyordu.
Solgun yağmurlara dalıp,
pusulasız bir şekilde;
yani bakmadan bir daha ardıma;
Gözlerindeki şehrime geri döneceğim.
Avuçlarımı açacağım vardığımda,
Gözlerimle sayıyorum uzakları
Ama hiçbir kuş dönmüyor
Ben de gitsem dönmezdim belki
Bilirsin;
Özgürlük, uzak bir şehir
İnsan gidince dönmek istemeyebilir...
Yorgun yüzünde
Eski bir isyan var,
Gözlerin uzak,
Sanki hiç dönmeyecek bir trenin ardından bakar gibi…
Bir şehir kadar yalnızsın şimdi,
Yaşamın kıyısına vurmuş gözlerim var benim,
arkalarında dizeler,
önlerinde suskun bir senfoni.
Yalnızlığın dingili dönüyor içimde
ve her dönüşünde
bir şey eksiliyor zamandan.
Tamam,
aşk bir devrim sayılmasın peki.
Ya insanı kendine karşı
sokağa döken şey ne?
Günlerin geçmemesi;
Oysa yaşamaksa rüzgârın adı
Bir bulut geride kalsan ne olur?
Ayağında yükü varsa yaşamın
Tayın sırtında koşsan ne olur?
Ne kadar gittik diye dönüp baktığında,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!