Öğrendim Şiiri - Mustafa Alp

Mustafa Alp
822

ŞİİR


4

TAKİPÇİ

Öğrendim

şimdi bu sonbahar yağmurlarında
bir başka yağıyor gökyüzü,
sanki bulutların da içinde
söyleyemediği bir şey var.
ben sustukça yağmur konuşuyor,
yağmur sustukça ben.

terk edilmekten korkardım eskiden,
bir kapının kapanmasını
dünyanın sonu sanırdım.
meğer insanı giden değil,
gitmesin diye önünde küçüldüğü
kapılar yaralarmış.

kaç kişiyi kalbimde büyüttüm,
boylarını aşsın diye değil,
gözümde eksilmesinler diye.
insan sevince ne tuhaf,
karşısındakinin kusurunu örterken
kendi gözünü de kapatıyormuş.

güllere kızardım bir zaman,
bu kadar güzelliğe
bu kadar diken neden diye.
şimdi güle değil,
dikensiz kalmış gönlüme
şaşıyorum.

çünkü güzel olanı görünce
sevmekten önce sahipleniyor insan.
koklamak yetmiyor,
dalından koparıyor,
sonra avucunda solunca
kabahati bahara buluyor.

gül ne yapsın?

koparan el
kendini sevda sanıyorsa,
çiçeğin tek günahı
güzel açmak değil,
yanlış ele bahar görünmektir.

ben de öyleydim işte,
bir çift güzel söze
ömrün tapusunu verenlerden.
biri canımın içi dedi, canımı verdim.
o kelimeyi unuttu,
ben bedelini yıllarca ödedim.

şimdi düşünüyorum da
ne büyük israfmış bazı kederler.
biz insan sandıklarımızı kaybettik diye
geceler boyu ağlamışız.
meğer kaybettiğimiz insan değil,
ona yakıştırdığımız meziyetlermiş.

bazılarını derin sandım,
meğer yalnızca susuyorlarmış.
ben boşluklarına anlam doldurup
kendi yankımı dinlemişim,
sonra da dönüp
buna aşk demişim.

hey gönül,
sen de pek hevesliymişsin yanılmaya.
iki güzel sözü yuva,
bir sıcak bakışı ömür,
her gitmem diyeni de
sevgili sanmaya.

oysa söz ucuzmuş.

insanın ağzı
nice saraylar kuruyor da
karakteri bir gece
içinde yatmaya yetmiyor.
dil göğe çıkıyor,
vicdan merdivenin ilk basamağında.

sensiz yaşayamam diyenleri gördüm,
pek güzel yaşadılar.
seni unutmam diyenleri gördüm,
adımızı başkasına sordular.
demek insanın dili
kalbinden hızlı koşuyormuş.

ben de yıllarca
sözün peşinden koştum.

şimdi söze değil,
yağmur başlayınca
şemsiyesini hangi tarafa eğdiğine
bakıyorum insanın,
sevda biraz da
omzunun ıslanmasını göze almaktır.

çünkü herkes güneşte sever.

mesele kış bastırınca
aynı masada oturabilmek,
çayın soğuduğunda da konuşmak,
suskunluğuna bile
yer açabilmektir.

bir vakit
başkasının gönlünde sabaha çıkanları
geceler boyu düşündüm.
neden ben değil? diye
kendimi mahkemeye verdim,
hakim de bendim, suçlu da.

sonra fark ettim.

birinin seni seçmemesi
senin eksikliğin değildir.
güneşe perde çeken evin
karanlığından
güneş mesul tutulmaz.

varsın başka bir gönülde
sabaha kavuşsun.

güneşi bol olsun.

ben artık gecemi
başkasının sabahına rehin vermem.
kimsenin mutluluğunda eksilip
kendi içimde
yetim kalmam.

çünkü sevda
bir gönülde yer dilenmek değildir.
sandalyesi olmayan sofrada
ayakta beklemek hiç değildir.
yerin varsa oturursun,
yoksa onurunu alır gidersin.

aç kalırsın belki,
ama kendini yemezsin.

işte bunu geç anladım.

insan bazen
bir başkasını kaybetmemek uğruna
kendinden öyle çok verir ki,
öteki gittiğinde
arkasından koşacak kendisi kalmaz.

ne acayip mahlukuz

bizi kıranı özlüyor,
bizi seveni erteliyor,
geleni sıradan,
gideni kıymetli sanıyoruz.
mezat yeri sanki gönül,
kaybedilen her şey pahalanıyor.

oysa giden her şey
kıymetli değildir.

çöpü de götürür rüzgar,
yaprağı da.

mesele arkasından koşmak değil,
neyin ağaçtan
neyin sokaktan geldiğini
ayırt edebilmektir.

sonbahar bunun için güzel.

ağaç soyunuyor
ama utanmıyor.

bir tek kuru yaprağın ardından
neden gittin? diye sormuyor.
çünkü kökü sağlam olan
eksilmekten korkmuyor.

ben de artık
dallarıma değil,
köküme bakıyorum.

kim kaldı, kim gitti değil,
kimken neye dönüştüm,
hangi sevdanın içinde
kendimden ne kadar kaldım,
onu soruyorum.

çünkü insanın asıl terk edilişi
bir başkasının gitmesi değil,
aynada gördüğü adama
yabancılaşmasıdır.

sevda seni senden ediyorsa
adı ne kadar güzel söylenirse söylensin,
orada bir yanlış vardır.

ben çok yanlışın üstüne
kader yazdım.

çok susuşa sabır,
çok yalana belki,
çok gidişe dönecek,
çok yaraya da
seviyor ama beceremiyor dedim.

insan sevdiğini aklamak için
ne maharetli avukat oluyor.

delil ortada,
suç ortada,
hüküm belli.

biz yine gönlümüzün mahkemesinde
suçluyu beraat ettirip
kendimizi mahkum ediyoruz.

şimdi biri bana
gökyüzünü vaat ederse
önce penceresine bakarım.

kendi karanlığını aydınlatamamış kadının
bana güneş getireceğine
inanacak yaşları
çoktan yağmura verdim.

büyük sözlerden de yoruldum.

ölürüm deme bana,
yaşa.

gitmem deme,
kal.

seni seviyorum deme yalnız,
bir gün canın gitmek istediğinde
yine de elimi tut.

çünkü sadakat
gitme imkanı yokken kalmak değildir.

bütün yollar açıkken
aynı kapıya dönmektir.

sevginin en güzel cümlesi de
bazen söylenmez,
sabah iki bardak çay konur masaya,
biri senindir.

hepsi bu.

dünya büyük laflardan
yeterince çekti zaten.

kimisi insanlığı kurtaracağını söyler
yanındaki insanı kırar.
kimisi aşkı anlatır sabaha kadar,
bir kalbi taşımaya
nefesi yetmez.

ben artık söze değil,
söz bittikten sonra
kimin kaldığına bakıyorum.

çünkü şiir herkesin dilinde güzel,
mesele mısra bittikten sonra
insan kalabilmek.

kırıldım mı?
elbette.

ama kırılmak
hep kötü bir şey değilmiş,
bazı çatlaklardan
içeri ışık giriyor.

bazı yaralar kapanmıyor,
yalnızca insan
onlarla yürümeyi öğreniyor.

sonra bir gün
aynı yerden geçiyorsun,
aynı şarkı çalıyor,
aynı isim aklına geliyor
ve canın yanmıyor.

işte o gün
kimseye haber vermeden
bir savaşı kazanıyorsun.

affetmek de böyle.
unutmak değil.

kapıyı yeniden açmak hiç değil.
yalnızca geçmişin
bugünkü sofrana oturmasına
izin vermemek.

kin taşımıyorum artık,
ama hafızamı da
sokağa bırakmıyorum.

çünkü affetmek erdemse
aynı kuyuya iki kez düşmemek
biraz da akıldır.

beni bir kere kıranı bağışlarım,
ikinci kez aynı yerden kırarsa
kabahatin yarısı benimdir.

şimdi masamda çay,
camımda yağmur,
içimde eskisinden az insan var.

gariptir.

kalabalığım azaldıkça
kendime daha çok
yer kaldı.

demek yalnızlık
her zaman kimsesizlik değilmiş.
bazen yanlış insanların
gürültüsü çekilince
duyduğun kendi sesinmiş.

ve huzur.

meğer ne sessiz şeymiş.
ne kapı çarpıyor,
ne yemin ediyor,
ne sonsuz diyor.
gelip usulca oturuyor
insanın içine.

artık güller
dikenlerini saklamasın.

her uzanan el
güzelliğe dokunmayı
hak ettiğini sanmasın.

bazı eller
bir damla kan görsün ki
çiçeğin de
bir haysiyeti olduğunu bilsin.

ben de dikenlerimi
kötülükten büyütmedim.

çok iyi niyetin
yanlış ellerde
nasıl cezaya dönüştüğünü gördüm.

insan bir yerden sonra
duvar örmüyor.
kapısına seçici davranıyor.

kimseye düşman değilim.
gidene yol açık,
kalana gönül açık.
ama bundan sonra
yarım gelenin önüne
tam bir ömür koymam.

çünkü yarım sevginin
en büyük marifeti,
tam seveni
kendinden şüphe ettirmektir.

buna izin vermem artık.
birinin gözünde
az geliyorsam
çoğalmaya çalışmam.

birinin gönlüne
sığmıyorsam küçülmem.

beni taşımayan bir kalbe
hafiflemek için
kendimden parça koparmam.

varsın ağır desinler.

insanın ağırlığı
onurundandır biraz.

ve günün birinde
sevda yine kapımı çalarsa
ona geçmişin hesabını sormam.

ama anahtarı da
ilk gülüşte teslim etmem.

çiçek getirirse koklarım,
söz getirirse dinlerim,
kalbini getirirse
zamanla inanırım.

çünkü güven
bir gecede kurulan ev değil,
tuğlası davranış,
harcı zamandır.

ve nihayet öğrendim.

insanın en büyük yenilgisi
terk edilmek değilmiş.
bir başkası kalacak diye
kendini terk etmekmiş.

en büyük zafer de
gideni geri getirmek değil,
gittiği halde
kendinde kalabilmekmiş.

şimdi yağmur yağsın.
sonbahar istediği kadar
yaprak döksün.

güller dikenlerini çıkarsın,
rüzgar eski isimleri
pencereme vursun.

ben artık bilirim.

her giden kayıp değildir,
her kalan da nasip.

kimi insan ömrüne gelir
seni sevmek için değil,
kendine dönmenin yolunu
göstermek için.

ve sevda.

bir gün gerçekten gelecekse
beni benden almaya değil,
yanımda kendisi olmaya gelsin.

çünkü ben artık
kimsenin vazosunda
güzel görünmek uğruna
köklerimden vazgeçmem.

koparılıp sevilmektense
dalımda yalnız kalırım.

hiç değilse
hangi toprağa ait olduğumu,
hangi yağmurla büyüdüğümü
ve neden diken taşıdığımı
unutmam.

sonbahardan bana kalan
tek hakikat budur.

insan bazen
kaybettiği için değil,
kurtulduğunu geç anladığı için
ağlarmış.

✍️

Mustafa Alp
Kayıt Tarihi : 9.09.2026 16:10:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!