Bir Ömrün Sana Kalanı
Oğlum,
Bir gün büyüyeceğini bilerek
küçük ellerinden tuttum.
Sen yürümeyi öğrenirken
ben düşmemeyi öğrendim hayattan.
Senin dizlerin kanadığında
benim yüreğim kanadı,
sen ağlamayasın diye
gözlerimi sakladım senden.
Bilmezsin…
Bir babanın cebindeki son paranın
çocuğunun cebindeki ilk harçlığa
nasıl dönüştüğünü.
Bilmezsin,
geceleri uyuyan bir çocuğun başında
bir babanın sabaha kadar
hangi hesapları yaptığını.
Bizim evimiz küçüktü oğlum,
ama gökyüzü kadar büyüktü sevgimiz.
Bir ekmeği bölerdik dörde,
dörde böldüğümüz ekmek
bize yetmezdi belki;
ama sevgimiz
bir sofrayı şölene çevirirdi.
Sen çocukluğunu yaşarken
ben ömrümü çalışıyordum.
Senin oyuncakların vardı,
benim yarına dair kaygılarım.
Sen sokakta koşardın,
ben eve dönerken
avuçlarımda ekmek,
yüreğimde sen olurdun.
Şimdi sen büyüdün oğlum.
Yıllar geçti üzerimizden
sessiz bir nehir gibi.
Sen başka yollar öğrendin,
başka şehirler, başka insanlar…
Ben aynı kapının eşiğinde
senin çocukluğunun ayak izlerini
hâlâ ararım bazen.
Bir baba için
evlat büyümez aslında.
Saçına ak düşse de
sesine yıllar konsa da
dünyanın bütün yüklerini
omuzlarına alsa da
bir babanın gözünde
hep o ilk çağırıştaki çocuktur:
“Baba!”
İşte o tek kelime
ömrümün en güzel yeridir.
Oğlum,
Sana bir saray bırakamadım belki,
bir servet de biriktiremedim.
Ama alnımdaki teri,
avuçlarımdaki nasırı,
uykusuz gecelerimi
ve sana söyleyemediğim
binlerce sevgiyi bıraktım.
Bunlar görünmez miraslardır.
Bir gün hayat seni yorarsa
ve dünya sana dar gelirse,
başını kaldır gökyüzüne.
Bil ki orada
sana öğrettiğim bir şey vardır:
İnsan, ne kadar düşerse düşsün,
yeniden ayağa kalkmasını bilmelidir.
Çünkü ben seni
yalnızca büyütmedim oğlum;
hayata karşı dimdik durasın diye
yüreğimi sana siper ettim.
Bir gün ben olmazsam
sakın ardımdan yalnızca ağlama.
Bir ağacın gölgesinde dur,
rüzgârı dinle,
uzaktan geçen karganın sesine kulak ver.
Sonra çocukluğumuzdaki evimizi hatırla.
Annenin sıcak ekmeğini,
kapı önündeki akşamları,
soğuk kış gecelerini,
ve bir tas çorbanın etrafındaki
o sıcacık sevgiyi…
Ve beni hatırla.
Ben belki
bir fotoğrafın içinde kalacağım,
belki eski bir ceketin cebinde,
belki bir çekmecede unutulmuş
küçük bir kâğıtta…
Ama en çok
senin yüreğinde kalmak isterim.
Çünkü insan
evladının kalbinden silinmediği sürece
ölmez oğlum.
Benim senden istediğim
büyük bir miras değil.
İyi yaşa.
İyi insan ol.
Kimsenin ekmeğini küçümseme.
Kimsenin yüreğini incitme.
Ve sakın sevgiden utanma.
Çünkü hayat dediğin
bir gün avuçlarımızdan kayan
incecik bir kumdur.
Benim avucumdan kayan yılların
en güzel tarafı sendin.
Şimdi geriye dönüp bakıyorum da
bir babanın ömrü
aslında kendi yaşamından çok
evladının geleceğine yazdığı
uzun bir şiirmiş.
Ben bu şiiri
alın terimle yazdım oğlum.
Her satırında sen varsın.
Ve son satırına
bugün şu cümleyi yazıyorum:
Ne kadar büyürsen büyü,
hangi diyarlara gidersen git,
dünyanın neresinde olursan ol;
bir babanın yüreğinde
senin için hep açık bir kapı,
bir ışık,
bir dua kalacaktır.
Benim senden yana
hiç bitmeyecek duam şudur:
Ömrün uzun olsun oğlum,
yolun insanlık olsun.
Başın göğe değsin isterse,
ama yüreğin yere eğilmesin.
Ve sen de baba olduğundan
anlarsın şimdi beni…
Bir evlat,
bir babanın ömründen aldığı değil,
ömrüne kattığı en güzel şeydir.
Sen benim ömrüme katılmış
en güzel esersin be oğlum.
Abdullah Demirel
Kayıt Tarihi : 22.08.2026 13:39:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




TÜM YORUMLAR (1)