İçime yerleşen depresyonda bir çıkar yol bulmaya çalıştım. Kaçışlar, belki bir köye sürükledi beni. İçimdeki anlamsızlığa bir boyut kat, ey aşk! Kaç eklem varsa, duygularım da yetmiyor sevdamı anlatmaya. Mizantrop sağduyular… Bilimselliğin bir karesinde iltihaplı bir küre… Sevgilim, egolarını düşünüyorum kaç zamandır. Nevrotik çatışmalarına ortak ettiğin gün beni, geleceğimi geçmişimden sıyıramadım, inan bana. Sevdim mi? Belki. Sevdim mi? Düş analizi. Sevdin mi? Beyin cerrahisi şart. Oysa ruhum seks ve saldırganlığa yönelik birincil arzularımdan yoksundu. Bir Gece Vardiyası kitabında Can Babayı anlamak kadar hazımsız ve bulanıktı. “Her aşk yok olmaya mahkûmdur’’ bana demiştin, sevgili çünkü aşktan sonra başlarmış saldırganlık, riyakârlık. Yataktayım. Sen hayatımda şirin bir öfke olarak yerleşince krokime; burnumla oynuyorum, dişlerimi gıcırdatıyorum, hafifçe gaz çıkarıyorum çünkü aşk gazını tutamadığı sürece yakarmış günceyi. Senden bana birkaç söz öbeği kaldı geriye. Renkli olanları yakıyorum, grilerle meşe dallarımı kesiyorum. Hani ben senin gözünün üstüne inen bir yumruk kadar doludizgindim. Ben seni güzel bir denizin boz ve hoyrat dalgalarında görmedim ki! Biliyorum. Bildiğim şey bu aslında, bu aşk edebi sanatlardan yoksun.
..
Sana yoktur aşkımda, ne öfke ne kin.
Kapanmaz bir yarasın, gönlümde derin.
Bırak ta saplandığı yerde paslansın,
Gözlerime çakılmış yeşil gözlerin.
..
İnsanlığı Kazanırsın
Yarısı öfke ve şehvet, yarısı da sevgi ve akıl'dır insanın.
Sevgi ve aklı bedenine başkan edersen, insanlığı kazanırsın.
Berlin, 5 Aralık 2008.
..
Eğer Onlara Mahkûmsan
Egemenlik senindir; akıl, öfke ve şehvetine hâkimsen.
Yoktur üstünlük ve egemenliğin, eğer onlara mahkûmsan.
Berlin, 8 Eylül 2007.
..
Doğru Yolu Buldur
Yediğin yemek; akıl olur, öfke olur, şehvet olur.
Sen bunlara, Allah'a teslim ile, doğru yolu buldur.
Berlin, 7 Eylül 2007.
..
Neden bu öfke kin ve nefret
Hani güzelim sevgi ve hasret
Ayrılmayalım olumluyla ilelebet
Olumsuzluk mahkum hayatımdan gidecek
..
Ben; şehit abisi, kardeşi, annesi yada babası olacam ve sen kalkıp karşımda: "Ben milliyetçiyim! “ deyip, PKK'ya oy verdiğini gururla söyleyebileceksin veya gurursuzluk yapmamak adına sükunetini koruyacak ama içten içe: "PKK meclise girsinki AKP düşsün", "AKP şöyle olsun", "AKP böyle olsun" diyerek T.C. BÜYÜK MİLLET MECLİSİNDE, PKK Terör örgütünün temsil edilmesi için ince hesaplar yapacak hatta bununla da kalmayıp bir öfke uğruna düşmanımın düşmanı dostumdur mantığı güderek hareket edeceksin. PKK'ya oy verdiğin an o oyun bahanesini ne ceddine ne şehidine ne de çocuklarına ne torunlarına hiçbir şekilde anlatamazsın... O lekeyi sen ömür boyu taşıyacaksın.
Şimdi utanma çekinme hadi anlat milliyetçiliğini herkese(?)
Senin o gururunun da o milliyetçiliğinin de o demokrasizm hallerinin ve zihniyetinin de tepesinden tırnağına kadar ben var ya (***) ...
..
Her mevsimin kendine has güzellikleri var. Hele bir yılda dört mevsimi yaşamak her ülkeye nasip olmayan bir nimettir. Efendim başlığa bakıp ta yaz mevsimini sevmediğimi sakın düşünmeyiniz. Büyüklerimiz sıcaklıkla, zenginlikten zarar gelmez demişler.Bu yüzden bende yaz mevsimini kış mevsiminden daha çok severim.Çünkü yaz mevsiminde yakıt parası olmaz.Pazar masrafı daha azdır.Çocukların eğitim masrafı yoktur.Bu nedenle ailenin geçim yükü sırtında olanlar için yaz aylarında biraz soluklanma, rahatlama vardır.Romatizma ağrılarında inine çekilmesi işin cabası. Bu haliyle nasıl sevilmez ki mübarek. İşin diğer bir yönü var ki esas rahatsızlığımız bu yüzden. Havaların sıcak olmasına şehir hayatının getirdiği bir takım olumsuzluklarda eklenince sinirler iyice gerilir.’’ Öfke gelir göz karatır, öfke gider yüz kızartır’’ hesabı İnsanlar eften, püften diye tabir edilen küçük şeylerden bile rahatsızlık duyar. Karşınındakinin kalbini incitiverir. Hatta işi bazen daha da büyütür…
Efendim, eviniz merkezi cadde üzerinde olup; hafta sonu 10-15 tane sünnet, düğün konvoyu geçiyorsa veya evinizin yakınında bir kaç tane düğün varsa ve bunlarda da davul, zurna veya diğer çalgı aletleri cuma akşamından başlayıp, Pazar akşamına kadar üç gün çalınacaksa ve siz de rahatsızlığınızdan dolayı sese, gürültüye duyarlıysanız Allah kolaylık versin. Ben davulun sesini seven ve birazda duygusal çalınırsa hemen ağlayabilen birisiyim. Eğer bende çevrede düğün olacakmış ve davul zurna varmış diye duyunca ‘eyvah ne yapacağız bu hafta, köyümüz yakın değil ki köye gitsek, bağ evimiz yok ki orada kalsak’ diye düşünüyorsam bunun irdelenmesi lazım. Dedim ya çocukluktan beri seviyordum diye…
Havalar çok sıcak; evinizde klima yoksa kapıyı pencereyi açmak zorunda kalıyorsunuz.Eğer bu arada da çevrenizde düğün varsa ve sabah 09.00 ‘dan itibaren kontrolsüz olarak yüksek ses gelmeye başlamışsa, sesten rahatsız olmamak için hemen kapıyı pencereyi soğuğa karşı kapatır gibi iyice kapatıyorsunuz.Tatili değerlendirmek adına sınava hazırlanan çocuklarınız varsa, çalışma düzenleri bozuluyor.Bazen de sınav yükü stresinin de eklenmesiyle bu kadar da neymiş, yeter artık deyip defteri, kitabı fırlatıyor ve Off….. be! Adama ders çalıştırmıyorlar diyor.
Bilhassa hastaysanız, başınız ağrıyorsa veya migren türü bir rahatsızlığınız varda, sese gürültüye karşı aşırı duyarlıysanız tabiri caizse canınızdan beziyorsunuz… Biraz sonra da içerde sıcaktan bunalıp, kapıları pencereleri mecburen açmak zorunda kalıyorsunuz. Ve inşallah haftaya bu kadar rahatsız edecek düğün olmaz diyorsunuz. Köyde yaşarken düğünler davullu- zurnalı olsun diye arzularken, şehir hayatının yoğun stresi içerisinde bu temennimiz tamamen ters istikamete dönüştü desek yalan söylemiş olmayız. Çünkü bu fikrimi destekleyen onlarca tanıdık var.
..
Ağlamak
Yitirilen sevdalılarla
Anılara tutunup ağlamak yoktu
Yoktur katılaşan yüreğimizde
Gömdük acıları bilincimize
Bir fener oldular.
Öfke bileğimizde
..
Yağmurlar akşamları sarar,
Şarkılar ağaçları kökünden alır götürür.
Bir bendir saman alevi,
Bir hicrandır gölgemde öfke gibi sarar bedenimi…
..
1/:
Durun!
Çevresine öfke saçan amcalar
Durun!
Yakmayın o bayrakları
Bilin ki yaktığınız her bayrak
Süsüdür rengarenk düşlerinin
..
Ne pislik bırakır, ne kalır kirin.
Ne büyüklük kalır, ne de kibirin.
Allah’ın indinde makbuldür yerin.
Allah için abdest aldığın zaman.
“Öfke şeytandandır aslını tanı.
Ateşten yarattı Rabbim şeytanı.
..
öfke dilimde kapkara,
esiyor bezirgan fırtına,
hergele duygularım yalınayak,
sevdim mi severim delikanlıca...
..
…………… Sokağınızın başında, sabaha dek bir mum alevi kadar da olsa ışık yanar diye, belki sigaranı yakarsın ve çakmağının alevinden de olsa orada olduğunu bilirim diye bekledim… Biliyordum yoktun, biliyordum gitmiştin, son telefondan sonra iyice inandım olmayacağına, ama o doğum günümüz olan, hayatın ucundan, kıyısından da olsa tutunmamızı sağlayan güne özgü gelmek istedim, erteleyemedim, erteleyemezdim, sensiz de o güne anlam katmak, tutsak ve firari sevdamızın yaralarımızı kanatan acısı ve özlemine dair anılar oluşturmak için geldim… Sana geldim, ama sen yoktun…
…………… Empresyonist tavırlarla arşınladım sokağını bir baştan bir başa, sabaha dek ve soluksuzluğuma kaç paket nikotin yükledim sayamadım, üzerinde yürüdüğüm izmaritlerden… Alışveriş yaptığın market, ekmek aldığın fırın, gazete aldığın büfe, lezzetli pizzalarına katacağın sosisleri satan şarküteri, saçlarının ucundan bazen kestirdiğin, bazen fön çektirdiğin eşcinsel kuaför, tadına bakınca tavuktan başka her nesneye benzeyen, ama bir türlü ona benzemeyen dönerci (her marka kontör bile satıyor) , devlet eli ile umut dağıtan sayısal bayii, on sekizinden küçüklerin girmesinin yasak olup, bu yaştan büyüklerin girmeye utandığı internet kafe, albenisiyle gözleri, bir şeyler yerken cüzdanları titreten her gün yenileri açılan şık restaurantlar… Sokağın ve yakınındakilerin ev sahipliği yaptığı tüm bu dükkanların bulunduğu yerleri soğuk; elmacık kemiklerimi serin ürpertiyle yalarken ve bir ışık görebilecek miyim? varsıyımları beynimi yoğunlaştırırken, bildiğim halde sonucu, sabaha dek arşınladım sokağını…
…………..Vurgun yedim her adımda, attıkça adımlarımı bilinmez dehlizlerde kayboldum, geri dönmek bir önceki adımı yakalamak, orda kalmak istedim bilinmezliğin girdabında çok fazla kaybolmamak için, dönemiyordum… Bir güç sürüklüyor, sırtımdan ayaklarıma bayır aşağı koşar gibi tekliyor, sonsuz ve sürekli… Karanlığa, ıssızlığa, sessizliğe gömüldüm bir an, gözlerimi açamıyordum sokağının karanlıklarında ve sen yokken ben kör, ben sağır, ben acizdim, hiç bir şeydim… Belki gelişinle aydınlanacak, gözlerim görecekti kaybolmuşluğunda yokluğunu bile bile… Kendime gelir ve bir şeyler anımsar gibi olduğumda sabahçı büfeyi farkettim, bilmediğim en ucuz şarabı gazete kağıdına sardırırken yaktığım sigaranın ateşi burnumun ucundan öteyi göstermiyordu ve eşlik etsin diye nikotine çekmeye başladım koca şişeden yudum yudum yudum anımsamazlığımda… Sızmışlığımda…
……………Telefon sesi ile irkildiğimde evinin karşısındaki parkta sızmışlığıma uyandım, alo evet iyi idim ve işe gidiyordum, yalan söylerken sana, ama her an gelirim diye de uzaklardaydın, bir haftadan önce gelmezdin… Midem; kazınmadan öte, dev greyderler metro tüneli kazıyor, içinden tüm aç, fakir, yoksul, çıplak, serseri, sayısız insan tünelin ucunda göremedikleri ışığı ekmek sanarak, birbirlerini ezerek, koşuyorlardı büyüttükleri yoksulluklarına… Bilmem ki bu kentin neresinde ve sevdiğim sıcak çorba bulabilirim yokluğunda ve sen rehberlik etmezken, kapını kırsam, girsem, biliyorum dolabında mutlaka yiyecek bir şeyler vardır, her zaman tedbirlisindir ama gücüm yetmez ki kapıya omuz atmaya ve komşuların duyarsa ne derler, ne yaparlar diye düşünürken sesli sesli… Yaşlı bir amca sabahın bu saatinde nereye gider diye düşünürken sesli bir selam verdi ikimizin olduğu, karşılaştığımız sokakta ve beni yıllar öncesinin Afyonkarahisarına götürdü orda ki bir amcanın aynı selamı verişinde…
..
Gözükmüyor yıldızlar,
şehrin tüm ışıkları sönse de
gözükmüyor yıldızlar.
Emperyalizmin bacaları
kirletmiş gökyüzünü.
Ne kadar uğrşssada
emekçi Mehmet amca
..
Ne zaman gözgöze gelsek seninle
Bakışların öfke hep kan kusuyor
Ne zaman bir nergis bir gül koklasam
İnan ki sevdiğim tek sen kokuyor
..
Gülmüyor.ağlamıyor da
Keskin bir yol ayrımında tamamı tamamına
Bir öfke bir isyan var gizliden
Kocaman,çığ gibi....
..
Nefretle
Karıştı öfke
Ve kırgınlık doğurdun
Herşeyinle!
Ateş paslandı
Yıldız yosun tuttu
..
İçimizden geldiği gibi büyütmeliyiz kendimizi, Kimseler ne der diye değilde, ben bu hayattan ne istiyorum diye yaşamalıyız önce. Birilerini memnun etmek adına,bütün yaşamımızdan vazgeçmek olmamalı amacımız. Doğru bildiğimiz; topluma ve kendi sağlığımıza zarar vermeyeceğine inandığımız herşeyi yaşamalıyız doya doya. Bize bahşedilen zaman kırıntıları çalmadan kapımızı ve keşkelerle ayrılamamak için bu bedenden, içimizden geçenlere kulak vermeliyiz sık sık.
Duyarsız olmadan, Çocukça büyütebilmeliyiz içimizdekileri. Örneğin; dışarıda yağmur yağıyorsa ve o yağmurda ıslanmak geliyorsa içimizden; çıkıp hemen ıslanmalıyız. Çünkü; belki birdaha hiç ama hiç yağmur yağmayabilir, yada çok istesekte sağlığımız yürümemize engel olabilir. Yani Allhın verdiği bu sınırlı zaman tualine sanat değeri yüksek ve bakanları imrendirecek tablo yapmaksa amacımız. O zaman bence ilk olarak kendimizi kendimiz olarak ve içimizden geldiği gibi büyütmeliyiz.
Biz kendimizi kendimiz olarak büyütemeden, yarın ebeveyn olarak kendine güvenen ve içinden geldiği gibi kendini büyütmeye çalışan çocukları nasıl yetiştireceğiz bilemiyorum. Pişmanlıklarımız çocuklarımızın yüzlerinde birer öfke olmadan ve bütün duygularımızın, heveslerimizin bir su buharı gibi; elimizden yok olup gitmesini izlememek için lütfen önce kendimizi içimizden geldiği gibi büyütelim.
..



