Güneşin kavurduğu bir bozkırda,
dudaklarım çatlamışken rastladığım
Avuçlarımı daldırdığım o berrak,
o ürperten serin kaynak...
Toprağın derininden süzülüp gelen,
ruhun tozunu dindiren,
Yanan bağrımda söndürdüğüm derman,
o sen misin?
Güneş batarken çöken o gri,
o kemik donduran sessizlikte,
Pencere buğusuna çizilen bir hayal gibi beliren,
Avuçlarımı ısıtan o porselen sıcaklığı,
buharı tüten demli huzur...
İçimi ısıtan o ilk yudumdaki ev hissi,
o sen misin?
Uykusuz gecelerin şakağındaki o zonklayan ağrıda,
Alnıma değen bir el gibi yumuşak,
bir dua gibi dingin,
Varlığın,
susuzluğun en keskin anında gelen o şifa mı?
Yoksa bir serap mı çölde,
yaklaşınca uzaklaşan?
Rüzgârın kamçıladığı
o soğuk ve kimsesiz akşam üstlerinde,
Hırkamın düğmelerini iliklerken
bulduğum o gizli sığınak,
Üşüyen yalnızlığıma sarılan o kadife kumaş,
Aradığım o son liman
o ebedi kıyı
sen misin?
Sorguluyor kalbim;
dindiğim yer mi burası,
yoksa dindiğimi sandığım mı?
O suyun tadında saklı olan
hayatın ta kendisi mi?
O çayın dumanında tüten
, aradığım ruhun kokusu mu?
Kaderin karanlık dehlizlerinde elime tutuşturulan fener,
Gözlerimin feri,
ömrümün baharı,
o beklenen...
Sen misin?
Kayıt Tarihi : 23.2.2026 00:54:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!