O Kanatan Rüya Şiiri - Cezmi Ersöz

Cezmi Ersöz
125

ŞİİR


151

TAKİPÇİ

O Kanatan Rüya

Hatırladım seni
bu büyük boşluğun içinde
neden böyle çok sevildiğini...

Sen hayatın once içinde olduğun halde
her şeyden ince bir tülle ayrılıyorsun,
her şeyden çocuksu bir kanla
eksik yaşanmış bir baharla ayrılıyorsun...

Kim sevse seni, yitirdiğini seviyor
o büyük eksik neyse onu...
Kim sevse seni, yanlış yüzünü görüyor...
Uzaklaşan bir tutkusun sen
seni seven yitirmeyi öğrenmeli,
Hayatsın...O kanatan rüya...
Bölünmüş hayatları
son kez aydınlatıyor adın...

Cezmi Ersöz
Kayıt Tarihi : 11.6.2002 10:08:00
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Doğa Fendi
    Doğa Fendi

    [3

  • Asım Yapıcı
    Asım Yapıcı

    Cezmi Ersöz'ü kendisi yapan şiirlerden birisi değil, ama yine de okuması keyifli...

    Asım Yapıcı

  • Suat Uğurlu
    Suat Uğurlu

    Malesef, yaşamı da yaşayanı da yitirdikdten sonra değerlendiriyor, değer veriyoruz. Elimizdekinin kıymetini bilip, avucumuzdayken, birgün kaybedebileceğimizi bilip sıkı sıkya sarılmalıyız.Gerçekten kıymet bilirsek yitirince başımıza neler geleceğini düşünürsek, o zaman yitirmenin değerini yitirmeden anlarız sanırım.Bu şiiri bizimle paylaşıp değerlerimizi hatırlattığınız için teşekkürler.

  • Güngör Celep
    Güngör Celep

    NE BİLEYİM DEMEK SEÇENLER DAHA İYİ BİLİYOR. BANA DÜŞMEZ AMA SANKİ DAHA KALİTELİ ŞİİRLER VAR GÜNÜN ŞİİRİ OLMAYI HAKKEDEN . MESALA GÜNGÖR CELEP İN BİR ŞİİRİNİ KOYABİLİRSİNİZ.TABİKİ BU BİR ŞAKA TAKDİR SİZLERİN. ŞAİRİ TEBRİK EDİYORUM.

  • Güngör Celep
    Güngör Celep

    NE BİLEYİM DEMEK SEÇENLER DAHA İYİ BİLİYOR. BANA DÜŞMEZ AMA SANKİ DAHA KALİTELİ ŞİİRLER VAR GÜNÜN ŞİİRİ OLMAYI HAKKEDEN . MESALA GÜNGÖR CELEP İN BİR ŞİİRİNİ KOYABİLİRSİNİZ.TABİKİ BU BİR ŞAKA TAKDİR SİZLERİN. ŞAİRİ TEBRİK EDİYORUM.

  • Düşünmüyorum Yine De Varım
    Düşünmüyorum Yine De Varım

    ince çizgi

  • Arap Naci
    Arap Naci

    sevgili dostlar,

    cezmiyi ya da şiirini eleştirin tabii.fakat böyle değil.
    en azından şiiri beğenenleri kırmadan.

    her şiir ya da şair eleştirilebilir.

    bakıyorum da şiiri beğenmeyenler bir satıh bir düzlem bildirmiyorlar.şiiri; örgüsü dokusu sesi poetiği mesajı bakımından irdelemiyorlar.

    şiire ya da şaire yaklaşım ve eleştiri düzeyine bakıyorum da hep aynı.
    'burada başka bi şey olmalıydı bugün'


    seçici kurulun herkese göre ayrı ayrı şeyler yetiştirmesi mümkün değil.doğrusu bu.beğeniler tarzlar ruhlar farklı farklı.

    ben cezminin ya da şiirinin savunmasını yapmıyorum.

    cezmi kabataş erkek lisesinden iki sınıf küçük kardeşimdir.okul döneminde tanışmamıştık.
    şair oktay tuncer edbiyat öğretmenimizdi.şiiri sevmişiz.

    ben okulu bitirdikten iki yıl sonra 12 eylül yaşandı.

    kitaplar yakıldı önce.sakıncalı bulunan şiirler de dahil kitaplar.....


    gençlik süratle depolitize edildi..

    yasaklar bir tek aşkı serbest bırakmıştı.
    aşk denilince ilk akla gelen aşkı...

    yaşam başka bir düzeye çekilmişti çoktan.

    sonraki jenerasyonlar bu aşktan başka bir şey tanımadılar.

    cezmi hep aşkı yazdı.

    onlar hep beğendiler.

    çünkü cezmi aşkı hep güzel yazdı.




    aşkı hüznü umudu güzel yazmaya devam et cezmi.
    gözlerinden öpüyorum.
    sevgilerimle.

  • Rahim Recep Akdora
    Rahim Recep Akdora

    GÜNÜN ŞİİRİ BENCE GÜNCEL BİR KONUYU İŞLEMELİ. VE KONUYU EN GÜZEL İŞLEMİŞ BİR ŞAİRİN ŞİİRİ OLMALI.
    BEN BU ŞİİRLERİN NASIL SEÇİLDİĞİNDEN HABERSİZİM AMA GÜNÜN ŞİİRİ MUTLAKA BU ŞİİR OLMAMALIYDI.
    SAYGILARIMLA:
    RR.AKDORA

  • Mehmet Akif Gülhan
    Mehmet Akif Gülhan

    ağırlığımı koyuYORUM
    sefil bastığın yere bak-ya zümrüt üzerinesin yada b-
    beni anlamak istersen -hayata karşı-benim bastığım yere bas
    eyvallah Necati hoca -işaret güzeli gösteriyor

  • İbrahim Necati Günay
    İbrahim Necati Günay

    Bence bu daha güzel.




    HAYATI
    Geriye doğru baktığımda...

    Geriye doğru baktığımda, çünkü ancak böyle anlaşılıyor bazı şeyler, ben aslında ilkokul 4.-5. sınıftan itibaren yazar olmayı kafama koymuşum. Ama bu ciddi, planlı projeli bir düşünce halinde değil. Tabi babamdan gelen Kuvay-ı Milliye, Kemalistlik, subaylık da var. Bu yüzden iyi, yardımsever, dürüst, çevresinde sayılan sevilen adam yani bir tür kahraman olmak üzere yetiştirildik biz. Çok küçük olanaklarla zengin çocuklarının önüne geçme projesi...Kemalizm biraz da böyle bir proje. Hadi bakalım kendinizi gösterin projesi, romantik bir proje bu. Öte yandan korkunç bir oyun bu. Baştan aşağı yanlış hesaplarla dolu. Belli olanaklar babanın maaşı belli, makarna yumurta yiyorsun, hadi bakalım benim çocuğum nasıl geçecek sizi projesi, üstelik iyi adam olacak ve onları da geçeceksiniz. Okuduğun okul belli, mahalle devlet okulları.

    Hiç unutmuyorum...

    Kabataş Erkek Lisesi’ne kaydımı yaptıracaktım. Babam hastaydı, ayakları şişmişti. Makasla pantolonunun paçalarını kesmişti ve ayağında terlik vardı. Çok komik görünüyordu. Emekli bir albay fakat cebinde parası yok. Müdür “çocuğu yatılı verin” demiş. Ev Suadiye’de okul Ortaköy’de. O zaman köprü de yok. Gidiş-dönüş 4 saat. Ama yatılı parası yok. “Gündüzcü olsun, gitsin-gelsin” demiş babam. Tartışmışlar. Müdür, “almıyoruz çocuğunuzu okula” deyince babam çıkarmış beylik tabancasını müdürün masasına koymuş. “Alıyor musun almıyor musun? ” odadan bir çıktı, kıpkırmızı bir surat. “Gemileri yaktık oğlum” dedi. “Baba ne gemileri...” dedi ki; “Oğlum durum ciddi”. Küçük çelimsiz bir çocuğum. Kaydımızı yaptırdık, girdik okula. İlk dönem iki zayıf geldi karneye. Hiç unutmuyorum, babam “teessüf ederim” dedi. “Ulan bu okulda birinci olcam” dedim. Çünkü baba senin adına gurur savaşı vermiş, gemiler yakmış, adamcağız onuruyla yaşamış ve sen onun misyonunu yükleniyorsun.

    Can havliyle...

    Memur ailelerinde bir çalkantı vardır. Can havliyle okursun, can havliyle yaşarsın. Uzun vadede ne olacak diye düşünemezsin. Lisede üniversiteye girebilmek için fen bölümlerinden mezun olmak gerekir. Ben de fen bölümündeydim. Arasıra edebiyat sınıfına giderdim. Millet orada Necatigil okuyor, Orhan Veli, Özdemir Asaf okuyor. Özeniyorum onlara, çünkü onlar edebiyat deyip kaybetmişler zaten. Üniversiteye giremeyecekler ama mutlular. Ben başarılı olmayı mutlu olmaya yeğ tuttum. Çünkü başarılı olmak zorundaydım. Ailenin seni bir kere daha okutma şansı yok. Sınıfı geçmek zorundasın. Halkalar çok gevşek yani. “Hadi lan bu sene de asayım, hayatın tadını çıkartayım biraz” dediğin anda kayarsın. Yani can havli söz konusu olduğunda kimse kimsenin bohem macera arayışını taşıyamaz. Böylece edebiyat hep gizli, yasak bir tutku olarak varoluyor bende. O da meğer yaşamının ta kendisi olmuş, meslek değil yani.

    Kemalizm’e gönül bağlamış...

    Kemalizm’e gönül bağlamış ve kaybetmiş bir aile benim ailem. Danslar, tangolar, radyo piyeslerine ağlamalar, arkası yarın’lar üzerine sohbetler... Bir ütopya yaşamışlar, ama ütopya duvara çarpmış. Benim babam o ütopyanın duvara çarptığını Özal’la anladı. Kemalizm’in kaybettiğini, Kemalizm’e gönülden bağlanan o samimi insanların kaybettiğini babamda gördüm. Babamla beraber ben de yenildim. Çünkü ben o tarihe ne, o insanların yenilmişliğine tanığım.

    Cezmi Ersöz Kaybetmeye...

    Cezmi Ersöz kaybetmeye mahkumdur. Cezmi Ersöz kaybetmeye mahkumdur. Kaybettikçe haz alıyorum. Mazoşizm değil bu. Benim ruhum böyle oluşmuş. Kaybetmek bana şiirsel bir tad veriyor. Ayağım kaydıkça, birileri tarafından kazandığım başarı elimden alındıkça ben kendime “Hah tamam şimdi sensin” diyorum. Ben kaybedince kazanıyorum. Kendimle buluşuyorum. Yenilgiyi öven birisi değilim. Ama bu kadar adaletsiz bir toplumda başarılı olmak bana “yanlış mı yaptım? ” sorusunu sorduruyor. Bu soruyu sorunca kendime tezgah açıp, kendime çelme takıyorum. Bunu yapıyorum ki beni okuyan, yazılarımı seven insanlara biraz daha yaklaşayım, hiç olmazsa onlardan kopmayayım. Başarıyı küçümsememizin bir nedeni de bilinçaltımızdaki korku ile ilgili. Başarıyı istemiyor muyduk? Hem de çok. Biz zaten başarıya koşullandırılmış çocuklardık. Ancak öte yandan kazandığımız başarının tadını biraz olsun yaşayamadan, zenginlerin, iktidar sahiplerinin, güçlü insanların gelip hemen elimizden alacağını düşündüğümüzden, belki de bu acıyı hafifletmek için başarıyı küçümsedik. Kendi oyununu, kendi başarını gölgeleme isteği.

    İnsanlara bakıyorum...

    İnsanlara bakıyorum, inanılmaz bir tutarlılık çizgisi izliyorlar. O insanlar kendi oyunlarını asla bozamazlar. Benim binlerce okurum var. Fakat hiçbir basın organı Cezmi Ersöz’den bahsetmiyor. Ben bunu kendim yaptım.28 yaşımda egemen medyaya tavır aldım. Yani tabancayı masaya koydum, gemileri yaktım. Onlar da benim ve benim gibilerin onların hamurundan olmadığımızı anladılar. Bugün paraya ihtiyacım olur, anlaşma yaparım, üç gün sonra herşeyi yazar çeker giderim, ellerinde patlarım yani. Ciddi bir misyonun sahibiyiz bu anlamda.

    Açık konuşayım...

    Bazı şeyler giderek netleşiyor. Eurogold bütün gazetelere tam sayfa, yarım sayfa ilanlar verdi. Açık konuşayım, Öküz ve Leman dergisi Eurogold’un ilanını alsaydı, ben bir daha oraya imzamı atmazdım. İnsan yazar arkadaşından da bu kadar dürüstlüğü bekliyor. Ama zaten holdingçiler bıçaklamadı bizi, en büyük darbeyi sağımızdan solumuzdan en yakın arkadaşlarımızdan yedik. Benim çok sevdiğim insanlar acı çekerek öldüler. Hayatlarını örnek aldığım, beslendiğim, gönül bağı kurduğum insanlar çok düşük maaşlarla, köşelerinde, hayattan istifa etmiş vaziyette çığlık çığlığa öldüler. Şimdi benim onların anılarına sadık olmak gibi bir misyonum var. Eğer ben Eurogold’un ilanını basan bir yerde yazarsam onlara haksızlık etmiş olurum. Bu dürüstlük anlayışına bugün aptallık gibi bakılıyor.

    Tesadüfler, kaos...

    Tesadüfler, kaos...bizim hayatlarımızı birisi filme alsa kimse inanmaz. Absürd, akıldışı, tuhaf... Mesela ben pazarcılık yapıyordum. Mahmutpaşa’dan elbezi, havlu filan aldım. Pazarın en kötü yerindeyim, mafya var orada, yağmur yağıyor, havlular ıslandı. Bir baktım bir müşteri geldi. Aaa annem! “Kaça havlular? ” dedi. Yarısını anneme sattım. Bir başka zaman salça aldım.25 kg. salça. Getirirken elimi kesti, yağmur yağdı, vapura zor attım kendimi. Açtım, bozuk çıktı. Zarar ettim. Akla mantığa uyan yanı yok yani. Beyoğlu Rumeli Han’da dayımın yanında ofisboyluk yaptım. Bankaya para yatırır, vergi dairesine, defterdarlığa giderdim. Çay, dosya, sigorta bildirgesi taşıdığım yerlerde şimdi imza istiyorlar. Her şey akıldışı gelişti çünkü. Mantığı yoktu. Hiç bir şey planlanmamıştı. Yine de ben o rastlantılardan, büyülerden, esinlerden yanayım. Sait Faik’de sistem mi vardı? O rastlantılarla yaşayan bir insandı. Hayatlar onu çekerdi, insan yüzleri onu çekerdi, bakışlar, adını koyamayacağımız bir takım insan davranışları, içsezişler ve yoğun duyarlılıklar onu çekerdi. Ekollerin adı sonradan konulmuştur. Oğuz Atay’ı da bu nedenden çok seviyorum. Küçük memur ailesi, plan program yok, anlık duygular...

    Saygılar....

TÜM YORUMLAR (15)