Hayat, bir anın derin kuyusudur,
Zaman, avuçtan taşan ince bir an,
“Ol” denildi mi oluverir o an,
evren boyun büker,
kaderin tüm kapıları aynı anda açılır o an.
Ve bütün can,
bütün nefes,
bütün sır
tek emire ram olur o an.
O an,
göğe bıraktığın bir kuş gibi
içinden bir sır yükselir.
Suskunluğun,
kendi yankısından utanır.
İnsan,
karanlığın içinden geçtikçe
güneşin yükünü anlar.
Bir çakıl tanesi kadar yalnız,
bir çağ kadar ağırdır yüreği.
Dağların ağırdır diye kaçtığı emanetten,
Sorgusuz sualsiz omuzlayan insan,
İşte cahil beşer eder nisyan,
Alemin halifesi,
Alemin eşrefi,
Alemin sefili,
Nasıl ne şekil bilemezsin o an.
Zaman,
kendi gölgesini aşamayan bir nehir gibi
durur eğik alnında.
Ve bilirsin,
hiçbir rüya
gerçeğin öfkesini susturamaz.
Ve zaman,
saniyeler uzar o an.
Toprak,
senin ilk evin, son sözündür.
Orda kabarır kaderin hamuru,
acı, seni yoğurur
yeniden doğsun diye ruhun.
Ve bir ses,
uzaktan gelen,
unuttuğun bir çocukluğun kapısını çalar:
“Vaktin doldu…
tut kendini,
şimdi dirilme vaktidir.”
O an anlarsın;
beklediğin gün değilmiş,
bekleyen senmişsin.
Kayıt Tarihi : 16.1.2026 16:55:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!