Gönül tahtı özde nurdur Ali’miz,
Hakk’ın katındandır ulu yolumuz.
Mümin kalbi kalır aşk ile taze,
Dönen sözden döner, gitmez gürz-ize.
Hüseyin’dir mazlum gönül feryadı,
Arş-ı Alâ’dadır pak olan adı.
Zulme boyun eğmez, Hakk’a bende olur,
Nuru her dem parlar, diller bend olur.
Kırklar Meydanı’nda şem’alar yanar,
Aşk ile pervanlar ismini anar.
Şah-ı Merdan gelir dertlere derman,
Levh-i Mahfuz’dadır yazılan ferman.
Fırat’ın suları gam ile çağlar,
Yezid’in zulmüne gökyüzü ağlar.
Hüseyin kanıyla sulandı toprak,
Gökten melek indi, düştü her yaprak.
İlim şehri Ali, kapısı ilim,
Ona varmayanın yolu bi-dilim.
Zülfikar ağzıyla Hakk’ı pay eder,
Mazlumun ahı cihanı yok eder.
Ali’m evliyalar şahı, sultanı,
Sırrına erilmez, canlar cananı.
Hüseyin canını meydana serdi,
Tevhidin bağında gülünü derdi.
Hak katında makbul olan bu acı,
Ehli Beyt’tir bizim başların tacı.
Hasan’la Hüseyin iki göz nuru,
Onları sevmeyen bulmaz huzuru.
Dünya bir kuyudur susuz ve derin,
Zemzemden içilir aşkı rehberin.
Ali’den el alan yorulmaz imiş,
Hüseyin’e varan kırılmaz imiş.
Edep kapısında durduk el pençe,
Gönül kuşu uçar inceden ince.
Ali’nin zikriyle doldu haneler,
Ateş-i aşk ile yandı pervaneler.
Garip Murat söyler özünden haklı,
Sırr-ı Hakikat’te her kelam saklı.
Ali’nin yolunda Hüseyin’le piş,
Cihan mülkünde budur ulu iş.
Kayıt Tarihi : 19.2.2026 14:00:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!