Bir vardım, bir yoktum, Nihâl’in gözünde var oldum,
Gamzesi değdi geceme, sır oldum, yâr oldum.
O bir katre düşürdü dilimin kuru bâdiyâne,
Ben onunla yandım, onunla hoş bir haşr oldum.
Hicrân eli değmiş tenine, ürpermiş seher,
Gül yaprağı üstünde ter, lâkin içimdeki meğer…
Gül yaprağı üstünde ter değil, yârin alnında nur,
Biz ona secde ettik, o bize bir nazar etti geçer.
Yürüdü meydâna Nihâl, eteği güllerle dolu,
Dedi: “Âşık olmayana neylesin bu yolun kulu?”
Yârin eşiğinde ne mülk ne mâl, ne cân ne ten,
Biz sırrı sevdik, sırrın içinde bulduk usûlu.
Bize sor: “Vuslat nedir?” El ayasındaki ter değil,
Gönül dediğin bir dergâh, yâr onda nazar eyler.
Ten bir âvize, ruh içre çırpınan nurdan kuş,
Nihâl bir nefes deyip geçti, duyanlar eyler seher.
Dudakları bir meyhanenin kilitli kapısı,
Her nefes bir anahtar, her sükût bir yalvarış.
O dem çözülür gönül, o dem dolar boş kadehim,
Nihâl bir yudum şarap içti, baktı: “Aşk dediğim işte bu iş.”
Kâinat bir yankıymış Nihâl’in sesinde,
O güldü, çiçekler açtı kederin köşesinde.
Ben ona bir mısra yazdım, o baktı, anladı,
Dedi: “Yâr, sen zaten bendesin, gel içeri…”
Kayıt Tarihi : 12.2.2026 23:00:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!