dünyanın en zarif yaratığına,
Nazım’ca
“korkunç ve mübarek elleri
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen
felek dediğin nedir ki
soyut mudur, somut mu
defolu mu,mükemmel mi
görsel mi, işitsel mi
gerçeğe gözlerini yummak mı
körü körüne bağlanmak mı
FELEKTEN BİR GECE
ister semaverde yapalım çayı
sıcağında pişirelim sohbeti
ister ev yapımı
katkısız kırmızı şarapla
savunmasızlığımda yakaladın
felek
mundar ettin geleceği
üşüdüğümde
sıkıntılarla
örttün üstümü
biliyorum
yumuşak buldun yüzümü
ve sabrımı deniyorsun
oyun oynuyorsun
benimle felek
hesaba katmadığın
gökyüzüne
bir vaveyla
bir çığlık yükselir ki
Eylül’dü
günün ortası
oracıkta yatıyordu
sevdayı teğelledim
duyguyu eledim
gökyüzünün söküğünü diktim
can suyu verdiğim çiçeğe
eğilip usulce
hatırını sordum
vazgeçilmezini
kaybettin mi bir kez
çaresiz
geri dönüşümsüz
sersem dolaştıran
üryan bırakan
yüreğime ektiğim
hep tomurcukta
yediveren açan fidanımdın
şimdilerde
solmaya yüz tutan
ensen zengin kalınlığında
kadın görünce
şaşı olursun
fötr şapkanla
kravat sıkar boğazını
üç kat göbeğine rağmen




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!