NAR-I İBRAHİM
Hazır ol İbrahim,
Zamanı esir eden sözcüklerle,
Beş vakit çağrıların içinden,
Sesini duydum yalnızlığının.
Uyan!
Hz Nuh tufanından selam getirdim sana,
Az sonra yelkenleri sürüklenen bir gemiyle,
Kayan bir yıldızın altından geçeceğiz,
Bir dilek tut ve unutma.
Sonra gel beni karanfil kokulu gecelerde uyut,
Sen yeter ki kurban et acılarını ömür niyetine,
Sebat edip,
İsmail’in ferasetinden geçelim birlikte.
Vakti saati olmaz dostum sevmenin,
Gün gelir kalbimizin miracına çıkarız birlikte…
Sözcükleri kısa tut İbrahim,
Hayat şah damarından daha yakın,
Acımasızca koşuyor yanımızda,
Ayrılıklar bizim talihimize düşen,
Kaderin yazdığı yazgı bu,
İsyan etmek ne haddimize.
Eğme başını,
Acıdan çatallaşmış sesimle,
Çin seddini parçalıyorum,
Seni soran coğrafyalarda,
Yüreği gaspa uğramış pastel düşlerimizle,
Son sözü biz söyleyeceğiz elbette
Biz bitti demeden bitmez İbrahim*…
Sevdik be İbrahim,
Hem de adam gibi sevdik,
Severken hesap tutmadık elbette,
Sevmek umut ekmekti,
Sevmek başka bir yürekte yitmek,
Yittik, vefasızlığın satır aralarında kahrola kahrola.
Şimdi harabeye dönmüş şehirlerde,
Fay hatları gibi kırılan kalbimize devrildi şiirler.
Oysa biz,
Sevdanın kırıntılarından saraylar kurduk,
Nil nehrinden Fırat’a kadar istila edilse de duygularımız,
Acılarımıza merhem çala çala büyüttük sevdaları,
Sen yorgun ayaklarımın dost sığınağı,
Sen sorgusuz hicranlarımın can bağı…
Sağlam dur İbrahim,
İstanbul’un yeditepesinde soluklanıp,
Ölümsüz bir aşk türküsü tutturacağız birlikte,
Çamlıca’dan el sallayacağız bütün gidenlere,
Avuçlarımız kor ateşlerde tutuşurken,
Biz iki deli aşık, delicesine seveceğiz İstanbul’u,
Adalardan denize dalacağız belki,
Faytonlardan şarkılar yükselecek dudaklarımızda,
Dalıp gidelim İbrahim,
İstanbul’u seyrederken sen
İstanbul gözlerinin içinde,
Ben içinde İstanbul’un…
Bize ölüm yok! İbrahim,
Aşkın en saf halini yudum yudum içmişken,
Aşıklar ölmez diyen bilgeleri selamlayalım.
Etlerimiz kesilip yaralarımız dağlanırken bile,
Ah Minel-Aşk diyen dudaklarımızdan,
Eksik olmasın yine de aşkın adı.
Sabır ruhumuzda imdat ettikçe,
Korkma, enkazından dirilecek asude akşamlar,
Kuyulardan birlikte çıkacağız İbrahim…
Göğü ayrı,
Toprağı ayrı severdik İbrahim.
Ateş kendine küserdi bizdeki ateş-i aşkı görseydi,
Bu yüzden sonsuzluğu yıkadık gözyaşlarımızla,
Ferhat bileydi sevdamızın büyüklüğünü,
Kazmayı kalbine vururdu,
Kerem bin parçaya bölerdi bedenini,
Mecnun kum yığınlarının altında yitip giderdi,
Belkıs tacı tahtı terk ederdi.
Söylesene İbrahim,
Biz böylesine adam gibi severken,
Artık kim öldürebilir bizi…
Temmuz sancıları düşüyor parmaklarımıza,
Gidenler serseri mayın gibi kaçıp gittiler İbrahim,
Gözlerimizin karasına saklanan sevdalarımız,
Beşinci mevsim düşlerine erteledi hayallerimizi,
Hayallerimizi de vurdular İbrahim.
Ama şükür, ölmedik,
Biz hayatı yelkensiz yüzen gemiler gibi,
Rotasız bir zamana istifledik…
İşte böyle İbrahim,
Sabır sabahlarını karşılaya karşılaya,
Eskiyen mısraların arasından,
İnşirah serinliğiyle selamlıyorum seni.
Üşüyen mısraların üstüne,
Şimdi dök harlanan yüreğinin serinliğini,
“Fe men ya'mel miskâle zerretin hayran yereh”
“Ve men ya'mel miskâle zerretin şerren yereh”
Sadakallahülazim…
Adem Efiloğlu
02 Temmuz 2026
Saat.23.41
Kayıt Tarihi : 11.07.2026 00:08:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!