Aslen Rizeli'yim İstanbul' da yaşıyorum . Evli üç çocuk annesiyim, ev hanımıyım. Aşkı sevdayı kelimelere dökerek söylenemeyen söylemekten çekinenlere bir ses olmak istedim. Çünkü dünya sevgi üzerine kuruldu. Şiir yazmayı, okumayı, seslendirmeyi çok seviyorum. Seslendirdiğim bir çok değerli yazarın şiirleri YouTube kanalında mevcut.
Toprağın bağrına süzülen bir çiğ tanesi gibisin,
Sessiz, berrak ve yapayalnız.
Ne fırtınalar koptu da dışarıya vuramadı sesini,
Bir tek sen anlatabildin
Gönlün en kuytu köşesindeki o derin sızıyı.
Gecenin en sessiz kıyısında,
Adının geçtiği her cümle, bir mızrak gibi saplanır zamana.
Hesapsız bir yangındı içimdeki.
Bilmiyordum,
Gözyaşının bu kadar ağır, bu kadar tuzlu olduğunu.
Yüreğin en ücra köşesinde başlar her şey;
Önce bir gülümseme,
Sonra zamansız, sebepsiz bir çarpıntı.
Adı sevda olur bunun,
Dünyanın bütün yükünü omuzlarından alan,
Bir gün senden ayrılacağım gelmezdi aklıma
Çok seviyorsun sanmıştım yanılmışım
Bana bakışın o içten gülüşün nasıl da yalanmış
Bana canım deyişin hayatımın anlamı deyişin
Seni geç buldum ölene kadar bırakmam deyişin
Yalanmış
Bu akşam yine efkarlı Deniz öyle sessiz
Kız kulesi öksüz kalmış Galata kimsesiz
Vapurlar yorgun yanaşır içimde bir sızı
Sanki bu koca şehirde yitirdim yıldızı
Üsküdar'da bir bankta hayalinle baş başa
Adını kazımışım toprağa suya taşa
Karanlık bir gecede kutup yıldızı gibi
Aydınlatırsın bizi bilginin özü gibi
Cehaletin setini sabrınla yıkansın sen
Çorak gönüllülere Sevgi fidanlar ekensin sen
Elimizden tutarsın ilk harften ilk heceye
Işık olursun bize gündüzden her geceye
Aşk,
kapıyı çalmadan giren bir misafir,
Önce pencereden sızan incecik bir ışık,
Sonra göğüs kafesinde büyüyen
adı konmamış bir fırtına.
Sonbahar, doğanın en büyük itirafıdır. Yıl boyunca yeşilin arkasına saklanan ne varsa, sarının ve kızılın o acımasız dürüstlüğüyle ortaya dökülür. Gökyüzü rengini değiştirir; maviden griye, oradan da hüzünlü bir melankoliye evrilir. İnsan, bu mevsimde kendini ansızın bir aynanın karşısında bulur. Ağaçlar yapraklarını dökerken, biz de ruhumuzdan eksilenleri, sessizce bir kenara bıraktığımız vedaları saymaya başlarız.
Ayrılıklar da tıpkı sonbahar gibidir; geliyorum demez, önce hafif bir serinlikle düşer ömrümüze. Önce rüzgarın yönü değişir, sonra kalbin alışık olduğu sıcaklık yavaş yavaş çekilir. Doğanın bu döngüsü, bize en büyük gerçeği fısıldar: Hiçbir şey sonsuza kadar sürmez. Ne yazın o kavurucu güneşi kalıcıdır ne de sararan yaprakların dalda kalma direnişi. Ayrılık, hayatın doğasındaki bu kaçınılmaz vedalaşmanın ruhumuzdaki yankısından başka bir şey değildir.
Zaman, sonbaharda başka türlü akar. Yazın o telaşlı, hızlı ve coşkulu akışı yerini ağır, düşünceli ve neredeyse durmuş bir zamana bırakır. Akşamlar erken iner, gölgeler uzar, odalara sinen loşluk insana geçmişi hatırlatır. İnsan, en çok bu mevsimde hatırlar. Unutulduğunu sandığı sesleri, yıllar önce kapanmış kapıların gıcırtısını, bir vedanın ortasında söylenen yarım kalmış cümleleri yeniden duyar.
Ayrılıkların da kendi zamanı vardır. Bazı ayrılıklar bir anda, keskin bir bıçak gibi yaşanır; bazısı ise sonbaharın yaprak dökümü gibi yavaş yavaş, sezdirmeden gelir. Her gün biraz daha uzaklaşır insan sevdiğinden. Bir bakışın eksilmesiyle, bir mesajın gecikmesiyle, aynı odada geçen sessiz saatlerin çoğalmasıyla başlar her şey. Zaman, ayrılığın en büyük şahididir; hem yarayı açan hem de onu kabuk bağlatmaya çalışan gizli bir eldir.
Yaz aylarında insan kalabalıktır; denizle, güneşle, sokaklarla doludur. Fakat sonbahar, insanı kendi içine büzüşmeye, iç dünyasının kuytu köşelerini temizlemeye davet eder. Sokaklar boşalır, kafelerin dışarıdaki sandalyeleri içeri alınır, insanlar paltolarına sarılıp adımlarını hızlandırır. Bu dış dünyadaki çekilme, içerideki yalnızlığın mimarisini kurar.
Vapurlar geçer gider, ben kıyıda kalırım
Her rüzgarın sesinden, bir haber alırım
İstanbul'u silsen de şu gönül sayfamdan
Seni söküp atamam unutamam İnan yar
Deniz yorgun uyanır martılar bile suskun
Bu koca şehir bana sanki sitemkar küskün




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!