Nâ'ilî-i Kadîm diye de tanınır. İstanbul’ludur. Asıl adı Mustafa’ dır. Babası Maden Kalemi kâtiplerinden Piri Halfe’dir. Bu yüzden Naili'nin adı kaynaklarda Piri zade Mustafa Çelebi, olarak geçer. Dîvân-ı Hümâyun’da kâtiplik yaptı. Mâden kalemi baş halifesi oldu. Doğum yılı belli olmamakla birlikte kasidelerinin incelenmesi sonucu 1608- veya 1611 yılları arasında doğmuş olabileceği düşünülmektedir. Ne derece eğitim gördüğü bilinmese de şiirlerinden çok iyi bir eğitim gördüğü anlaşılmaktadır. Efendi yerine Çelebi olarak adlandırılması medrese bitirmediğini ortaya koymaktadır. Arapça ve Farsça'yı iyi düzeyde öğrendiği şiirlerinden belli olmaktadır. Babasının da çalıştığı ve şairin bütün hayatın geçirdiği maden kâtipliğinde baş halifeliğe kadar yükselmiş ve burada edindiği tecrübeler şiirinde oldukça etkili olmuştur. Naili, Nâ'ilî-i Kadim diye de tanınır. Kâtiplik yaparken ömrünün son yıllarını doğup büyüdüğü İstanbul'dan uzakta, Edirne’ye sürgüne gönderildiğinde sıkıntı içinde yaşamıştır. Sürgün hayatından sonra tekrar İstanbul 'a dönen Nâ'ilî 1666 yılında İstanbul'da ölmüştür.
Şiirlerinden, iyi yetişmiş, kültürlü, olgun bir kişi olduğu anlaşılmaktadır. Devletin ileri gelenlerine kasideler sunan Naili, devlet erkânından gelen hediyelerle rahat bir hayat yaşamayı amaçlamıştır. Fakat elde edebildiği bu yardımlardan her zaman iyi neticeler alamayan Naili, Fazıl Ahmet Paşa tarafından İstanbul’dan uzaklaştırılmıştır. Hayatının sonlarına doğru yeniden dönebildiği İstanbul’da 55-60 yaşlarında iken vefat etmiştir.
Naili hayattayken şiirlerini bir divan halinde toparlamıştır. Tezkireci Safayi'den öğrendiğimiz bilgileri divanının tertip eden kişi de kendisidir. Hatta ölmeden sekiz on yıl öncesinden şiirlerini bir divan halinde toparladığı Haluk İpekten tarafından tespit edilmiştir. Naili Divanı'nın ilk baskısı Mısırda Bulak Matbaası tarafından basılmıştır. İlk baskısı yapılmış divanında bazı şiirlerin eksik olduğu Haluk İpekten Tarafından belirlenmiştir. Naili Divanının diğer sekiz nüsha ile karşılaştırmalı olarak inceleyen Haluk İpekten 4413 beyit tutan, 2 münacaat, 10 naat, 29 övgü kasidesi,1 terci bend, 1 terkibi bend, 4 müseddes,1 tahmis, 390 gazel, 1 müstezat, 18 kıta, 8 rubai, 11 şarkı ve 6 tarih tespit etmiştir. Nâ'ilî, Tasavvufun etkisinde kalmış, Halvetiye tarikatına girmiştir.
Eserleri
Divan
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!