Ayaklarında donları, üstlerine giyecek sırtları yoktu. Yağmurlu kış günlerinde yarım yamalak kurulan çadırlarının etrafında çocukları fır fır dönerek oynuyor; sanki var olan özgürlüğün tadını yalnızca onlar çıkarıyordu.
Mahallenin en ücra köşelerinde kurulmuş çadırların etrafında yılkı atları cirit atıyor, cansız at arabaları bir köşede yağmur altında ıslanıyordu.
Adlarına çingene mi deniyor, aptal mı deniyor; hiç kimsenin umurunda değildi. Her birinin çadırında davulları asılı duruyor, kendileri upuzun oturuyorlardı.
Yoldan geçenler içlerinden onlara sanki gıpta ile bakıyor, “Yahu, bunlar ne kadar rahat,” diye iç geçiriyorlardı. Geçim derdi, gelecek kaygısı olmadan ve hiçbir şeye kafa yormadan yaşamak demek ki buydu. Demek ki insanlar bütün dertleri kendileri çoğaltıyordu.
Bazen kamışlıktan getirdikleri kamışları birer sanat eseri gibi ince ince işleyip sepete dönüştürüyor, bazen de radyolarından çıkan yanık bir türkü eşliğinde çaylarını yudum yudum içiyorlardı.
bir kamyon yükü
anlam taşıdığı günlerdi
Kaldırımlar toz ve kağıt topakları
Ankara’nın




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta