Mavi ve boş bir kafes tünüyor odanın ortasında,
Giden bir kuşun hafifliği tırnaklarıma kazınmış.
Sana mor çocuklardan bahsetmeliyim, bela seremin,
Sabah ezanlarının o soğuk, gri vaktinde
Gözaltlarıma sığınan o uykusuz kimsesizlikten.
Kaç kere bekledim dönmeyecek olanı,
Kaç kere kırık bir pusula gibi yönsüz kaldım?
Kar yağdı içime, tipi vurdu;
Ben en çok kendi içimin kuytusunda mahsur kaldım.
Yazları balkona yaseminler tırmanırdı, o kadarını biliyorum.
Ama ben o beyaz çadırın altında acılarımı yutardım.
Bileklerimde pas tutmuş zincirlerle beklerdim bir hüküm gibi.
Secdeye inen alnımı kendi vicdanımın önüne koyardım.
Şimdi kırık bir kalbi andıran kül tablalarında
Yalnızca birkaç sönmüş sigara izi değil,
Hükmünü yitirmiş, tedavülden kalkmış itiraflar birikiyor.
Çünkü hayat, temeli yanlış atılmış bir mutsuzluk inşaatı.
Harca ne kadar şiir katarsan kat, duvarlar çimento kokuyor.
Ve ben her gün, dilini bilmediğim bu yabancı kentin en üst katından
Aşağıya, boşluğa düşüyorum esmer bir işçi gibi.
Hiçbir aşka, hiçbir kitaba mütemmim cüz olamadım.
Yukarıdan aşağıya yedi harfli o intiharı denedim de
Bir bulmacanın son karesini bile tamamlayamadım.
Oysa hayatın kenarlarında renkli fırfırlar olmalıydı, bela seremin,
Bir çingenenin dünyaya çıkardığı o arsız dil gibi olmalıydı her şey.
Artık senden mektup beklemiyorum.
Son şiirini yarıda bırakmış bir şairin cesaretiyle,
Geçmişi, içimde sönmeyen o yangına bırakıyorum.
Kayıt Tarihi : 3.06.2026 22:19:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!