1991 yılında İzmir Karşıyaka’da dünyaya geldi ve üniversiteye kadarki öğrenim hayatının tamamını burada geçirdi. Altyapıda basketbol oynadı, anketörlük, inşaat işçiliği, garsonluk, çevirmenlik, Türkçe-İngilizce metin yazarlığı, editörlük, redaktörlük gibi çeşitli işlerde çalıştı. İlki 28, ikincisi ise 30 yaşında iki kez kansere yakalandı, iki kanser arası 56 yaşındaki babasını kaybetti. Tüm bu süreçte ayrıca hem mali müşavirlik bitirme sınavlarını verip mesleğe hem de engelli KPSS'yi geçip memuriyete hak kazandı, tercihini kamudan yana kullandı. Halihazırda bir devlet üniversitesinin mali işler biriminde görevli.
Yıllar boyu geçim derdi cenderesinde kaçak göçek yazabildiği şiir, öykü ve denemeleri ile birtakım dergilerde görünse de edebiyatı hayatının merkezine alışı da gene bu buhranlı hastalık döneminde oldu. Şiir, öykü ve denemeleriyle pek çok değerli dergi ve yayında yer aldı; şiirleri Portekizce, İngilizce, Sırpça ve Romence’ye çevrildi; Brezilya, Angola, Sırbistan, İskoçya ve Portekiz şiirlerinden çeviriler yaptı. Gülten Akın, Enver Gökçe, Oğuz Atay gibi isimler adına verilen ödüllere layık görüldü. Bunun yanında dergicilik de yapan Mustafa Seyfi, Kötü Dergi ve Sanjuro Edebiyat isimli çevrimiçi yayınları hazırladı.
Eserleri
Lacivert Uçurtma Manifestosu (2020-Şiir)
Geç Kalan Şehzade (2021-Şiir)
Günah Çıkarma (2022-Şiir)
Dünyanın En Uzun Cüce’si (2024-Roman)
Güvercin Mezarlığı (2025-Şiir)
Reji ve Senaryo (2026-Şiir)
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!