Mühürlü gözler, suskun bir yatağın soğukluğunda bekler;
gecenin loşunda yazılan defterler, eski anıların tozlu raflarına karışır.
Uykusuzluk, kapı aralığından sızan bir işkence gibi çöker omuzlara;
paragraflar birbirine çarpar, anlamsız kıvılcımlar saçılır karanlığa.
Kafalar bulutlu bir sabah gibi karışık,
göz kapakları şaşkın—sanki günün ağırlığını taşıyan iki yorgun perde.
Düşler, evrene hasrettir;
mühürlü bir sandığın içinde, zamansız bir bekleyişe mahkûm.
Sessizlik bile küser bazen, gecenin karanlığına;
çünkü karanlık, sakladıkça ağırlaşır.
Bağırmalar, çağırmalar içerde bir hücumdur;
duvarlara vuran yankılar hapisliğin kaydını tutar.
Yürek, kelimelere zincirler takar;
titreyen bir virgülün yanında nefes almaya çalışır.
Yorgun ayaklar noktalara varamaz;
yol, bir sis perdesi gibi açılıp kapanır önlerinde.
Ama yazılanlar… bir gün mutlaka yılmazlaşır;
çünkü kelimelerin de küllerinden doğan bir iradesi vardır.
Cesaret, virgüle inat yürür;
cümlelerin dar koridorlarında
içinde uyuyan o aslanı uyandırmaya çalışır.
Okuyanlar, okuduklarına yabancıdır;
çünkü herkes kendi gölgesini arar satırlarda.
Yazan yorulur, yazılanlar unutulur;
ve şiir—
bir mum alevinin son titreyişi gibi,
sessizce yok olur.
Barış Taşdemir Bt
Kayıt Tarihi : 6.2.2026 17:18:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!