Sen, bir insan ormanının ortasında;
Ben, susayıp da sevgiye,
Uzanıp da kana kana içmeye,
Şavkın vurup da suya,
Şavkına kandığım;
Uğruna kor olup yandığım,
Bazan o kadar sezsizdir ki gece
Bir kibrit çaksan sesini duyarsın çok uzaklardan;
Işığını görürsün kilometrelerce öteden.
Yaktığını ve ışıttığını anlarsın geceyi.
Ve bazı gecelerde vardır ki
Benzinde döksen, ormanlarca ateşte getirsen
Biliyor musun, sen yokken hiçbir resmine bakmıyorum,
Bakamıyorum.
Resimlerine bakmak canımı acıtıyor.
Her şey bitmiş gibi yaşıyorum hayatı.
Bir daha seni hiç göremeyeceğim hissine kapılıyorum.
O yüzden seni tanımış ve kaybetmiş olmaktansa,
Tebessümlerimize sıkılan kurşundur suskunluğun.
Sonu bir hastanenin acil koğuşunda başlayıp,
İç kanamalı ve ağır yaralılar,
Yoğun bakım ünitelerine uzanan.
Çaresizliğin bir kalp krizi misali,
Sözler kifayetsiz kalıyorsa bir yerlerde,
Anla ki artık susma vaktidir.
Zaman kelimeleri boğazına dizme zamanıdır.
Diz boğazına bildiğin tüm kelimeleri!
Anlatmak isteyip de anlatamıyorsan bir şeyleri,
Boşuna anlatmaya çalışma;
Sustu bütün bacalar.
Işıklar zaten sönmüştü.
Uzaklardan gelen çakal sesleri,
Berilerdeki köpek havlamalarına karıştı.
Çırılçıplak gökyüzünün koynundan,
Hain bir ayaz,
Beni anlaman seni anlıyorum demekten ibaret olacaksa;
Bitmeli...
Seni beklediğimi bilecek ve gelmeyeceksen;
Bitmeli...
Sesleneceğim sesimi duyacaksın ama bakmayacaksan;
Bitmeli...
Hangisi gül;
Gülüşün mü,
Gözlerin mi,
Dudakların mı,
Yanakların mı,
Yoksa gül mü gül
Kimseler bilmez sevdiğim seni.
Ben bilirim yüreğini, sevgini, şefkatini.
Ve ellerini, canım ellerini.
Ellerinin bir ecza olduğunu.
Gözlerin bir ışık deryasıdır,
Ufkumda parıldayan.
Hani sen gelirdin,
Ben yoluna baka kalırdım.
Selvi boyuna bir kez daha,
Bir kez daha vurulup ölesim gelirdi.
Akşamlar inerdi yokluğunda,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!