bugün şakaklarıma kurşun gibi düştü o sözlerin
kapanmış bir yarayı yeniden kanatmaya gitmişsin
yarım kalmış bir cinayetin mahalline döner gibi
oysa ben sana hiç üşümeyeceğin bir bahar hazırlamıştım
ne tuhaf, insan dövüldüğü demire, kendi kırıldığı yere sevdalanıyor
ben o kör bıçağın sapında kendi parmak izimi ararken
sen, külünü savurduğun o çorak ocakta yeniden ateş harlamışsın
belki diyorum, bir sonraki güze kalmaz bu merasim
üzerine o beyaz, o acımasız tülü usulca çekersin
yabancı bir soyadını boynuna inci gibi dizerken
yağmurlu bir güne denk gelir, istanbul baştan aşağı puslu olur
postadan bir zarf çıkar, adımın hiç geçmediği bir ferman
giderim elbet, niye gitmeyeyim
salona girer, gölgelerin arasına sığınır, yakamı kaldırırım
sen o adama gülümserken, müzik boğarken kalabalığı
ben sağ cebimden ezik bir sigara çıkarır, usulca yakarım
kibritin alevi titrer, benim parmaklarım titremez
bir nefes çekerim, dumanında senin o uçarı kahkahan
bir nefes daha, ciğerimde devrilen koskoca bir devran
aynı puslu sokaktan geçmişiz de sen benim sisime hiç değmemişsin
ellerin onun ellerinde, hayat ne garip, ne muazzam acımasız
ben o kuytuda, yanan izmariti ağır ağır yere atıp ezerim
mutlu ol derim içimden, dudaklarım kıpırdamaz, kimse duymaz
sonra kapıya yönelir, ağır adımlarla çıkar giderim.
sokak lambaları yorgun yüzüme vurur
arkamda bitmiş bir roman, önümde devasa, sağır bir hiçlik
korkma, ardımdan kimseler ağlamaz
ben kendi cenazeme, dudaklarımdaki serseri bir ıslıkla eşlik ederim.
Kayıt Tarihi : 26.09.2026 09:32:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!