bir gecede dört farklı rüya
her birinde aynı sima olur mu?
İnsan kendi aklının zindanında
her gece böyle çaresizce hapsolur mu?
gündüz gidip başkasına gülen o çehre
benim dilsiz uykularımı esir alır mı?
hiç dokunulmamış bir saçın kokusu
rüyalarda bir adamın ciğerine böyle dolar mı?
bu bir istirahat değil artık
alnıma sürülmüş görünmez ve karanlık bir lanet,
göz kapaklarımın ardında başlıyor
her gece o görkemli, o dilsiz kıyamet.
Kime baksam yüzü siliniyor
hangi sokağa dönsem o aşılmaz duvarın,
Kirpiğim kirpiğime değdiği an
başucumda bağdaş kuruyor o bildik hatıran.
uyku denen o dipsiz kuyu
bana yalnız seni getiren bir ceza kervanı sanki
Gündüzleri bana haram olan o yüz
gece olunca yalnızca benimmiş inan ki...
Sonra gecenin en kör, en sağır vaktinde
uçurumdan düşer gibi fırlıyorum yatağımdan.
Odada keskin bir sessizlik;
dudaklarımda sökülüp atılamayan iki hecelik adın.
Karanlığa uzatıyorum ellerimi;
avuçlarıma dolan tek şey koyu, amansız yokluğun.
Nasıl bir illet bu?
Yorganın altında bile tir tir titretiyor beni bu yabancı soğuğun.
Duvarlara çarpıp yüzüme dönüyor iniltim.
o ıslak tuzun üstüne sana dönen gizli köprüler kuruyorum.
Çünkü biliyorum:
gözyaşımla kapattığım paslı kapı,
yine senin sokağına açılacak.
Zehir olsa yutarım, alev olsa dalarım;
yeter ki o sima zindanda bir kez daha göstersin yüzünü.
Çarmıha gerilmeye razıyım;
hülyalarım, sadaka gibi, taşısın senin o esirgenmiş gülüşünü.
Kayıt Tarihi : 26.09.2026 10:26:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!