“Yüzümüzü bir maske gibi takacağız yüreğimize. İçindekini görmesinler diye. ”
William Shakespeare
maske
hep düşünüyorum benden neler istediğini
mutlu bir maske takıp yüzüme görünmeyen
insanların yüzlerine bakıp duruyorum
gözlerimden saklanmaya çalışarak
önümden geçiyor ömrüme ilişik tüm suretler
ömrümden ömür çalanlar bir an bile olsa
durup bana bakıyorlar pişmanlık dolu
yüzlerinde maskelerin arkasında
ne kadar çok ihtiras
ne kadar çok hırs
çalınmış hayatlar gibi hepsi aynı
aynadan yansımış yüzler gibi yalan
içinde yaşarken umudumuz olan
bütün bilimler ve teknoloji
öğrenilecek
öğretilecek
keşfedilecek
ne varsa durmadan geliştirilen
durmadan yenilenen akıl
insanlığımızı
erdemlerimizi
duygularımızı
her şeyi kanıksayan beyinlerimizin
kör rızasıyla bir bir derinlere gömüyor
içinden çıkılamaz dipsiz bir kuyuda
ve insanlar bir makine duyarsızlığında
yaşam gizlerinin ardında yaşar gibi
neden yaşıyorum
kimden saklanıyorum
bilmiyorum kimseler bilmiyor
saklandığım her insan
bende bir pişmanlık
kırıldığım her insan
bende bir ölüm
bedenim yaşayan ölülerden bir mezarlık
ortasında dizlerimin üstüne çöküyorum
sessizce söndürüyorum sonra tüm ışıklarını
yaşadığım dünyanın anlatmaya çalışıyorum
yalnızlığını avuçlarıma aldığım evrende
sonsuz yanılsamalarla değişiyor gökyüzü
güneşler içine kapanıp büzülüyor
gök cisimleri savruluyor
umarsız bir yıldız intihar ediyor
böylesine ölmek mi kurtuluş diye bağırıyorum
karanlığın gürültüsü içinde kayboluyor sesim
ulaşmıyor bile son ışığı sönerken
ölüm kim bilir kaçıncı kez ağlıyor
bitiremediğim bir rüya bu yaşam
bu bir kovalamaca
bu bir kaçış
kim kovalıyor kimden kaçıyorum
bir kabus değil
bir kara basan
acımasızca bedenimi yalayan
tenimi kavuran
bu alaz bu acı
unuttuğum kimin ahı elimde
kim bilir kimden aldığım bir resim
büyülenmiş gibi bakıyorum
parmaklarıma yapışıyor
arsızca
sayfalarca süren bir albüm
yaprak yaprak
açılıyor önümde
sayılamayacak kadar çok
hepsi birbirinin aynı
sana benzetsem
benden giden
acılarım dönüyor
başka bir kadın desem
yadıma düşen
yanıp tutuşuyor
kimin resmi bu beni bir fırtına gibi savuran
kimin pişmanlıklarının infaz mangası
göğsümü açıp vurulmayı istiyorum çaresiz
korkular içinde bekliyorum
bir bir saplanıyor
ateşten demirler ölmüyorum yine de
bir damla kanım bile akmıyor
boşalmış damarlarım
öylesine kurumuş
resimler çoktan solmuş
hepsini yırtasım geliyor
birer birer
binlere milyonlara
bölesim geliyor
yırttıkça çoğalıyor
korku ile kaçıp saklanıyorum
yine de kurtulamıyorum
ne kadar uzaklaşsam da
o aldatmaca hep peşimde
gözlerim cennet
yüreğim cehennem
hiç bir şeyi gizlemiyor yüzlerdeki maske
kaçış gerçeklerden kendime bile
yalanlar söylediğim
başkalarını suçladığım
başı sonu belli olmayan bir oyun
durmadan yoruyorum yaralanan aklımı
nedir hayatımın anlamı
ne çok şey var
bilmediğim
anlayamadığım
önüme gelene soruyorum
bıktırıyorum sonra
kimseler önemsemiyor
o çok sevdiğim gökyüzü de
beni istemiyor artık
tutunacak bir bulut yok
kanatlarım kırık
çıldırıyor hazdan çırpınışlarım
gücümde tükeniyor sevincimde
sonra düşüyorum bir yıldız gibi
başım taşlara çarpıyor
parça parça
dağılıyor beynim
toprağa saçılıyor
yine de ölmüyor
tenime yapıştırdığım
o derin pişmanlığım
yüreğim feryat etse ne dünya beni istiyor
ne de durmadan akıp giden zaman
yıldızların bile yaşayamadığı bu evrende
işim ne tutunamıyorum hiçbir şeye
ellerim ne kadar küçük
parmaklarım ne kadar zayıf
kırıldı kırılacak
farkındayım
çok az zamanım kaldı
gözlerim kapandı kapanacak
ah ne çok yorgunum
yüreğimden sökülür gibi
sökülüyor taşlar
yürüdüğüm yollardan
ayaklarım kan revan
damla damla akıyorum
sessizliğe aralanıyor beni bekleyen sis
gitmesem
hayatın zehri içime akar
gitsem
yine yüreğim yanar
Kayıt Tarihi : 26.07.2026 12:46:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!