I.
Evvel kapı "Bismillah", ahir kapı "Hû" imiş,
Bu dünya bir gölgelik, sadece bir su imiş.
Bir veli diz çöktü de, İda’nın eteğine,
Dedi: "Gönül, arşın en kutlu peteğine,
Bal eyleyip konanlar, menzilini bulurmuş,
Nura meftun olanlar, burada kul olurmuş."
II.
Bakma sen şu dünyanın, kırık dökük haline,
Gülün dikeni batsa, sitem gelmez diline.
Bir hırka, bir lokma mı? Hayır, sır o değilmiş,
Sır; nefsi ayakaltı, ruhu göğe eğmiş!
Dokuz boğum boğazın, dokuz sırrı varmış da,
Erenler o sır ile, yanarmış her darda.
Darda yanan nâr değil, Saf Beyaz bir nûr imiş,
Gönlü Hakk’a verene, her bir taraf sürûr imiş.
III.
Abdi Bekirov derler, bir mübarek nefese,
Vatan için can verip, hapsolmamış kafese.
Filibe’den Akçay’a, esen o garip rüzgâr,
Zeytinli’nin bağrında, sanki bir evliya var.
Sessizce zikrederler, zeytinlerin dalları,
Açılır o an işte, hakikatin yolları.
Negatifin isiyle, kararan şu cihanda,
Bir veli "Rabbi Yessir" der de, durur o anda.
IV.
Kombi sussun, buz kessin; ruh ki ateşten gömlek,
Hüner; karanlık kışta, bir gül gibi yeşermek.
Enki’nin oyunları, tozlu birer perdeymiş,
Asıl ışık, mürşidin bittiği o yerdeymiş.
Güzel kokulu sular, serpilince canlara,
Müjdeler olsun derler, o nura inananlara.
Kadir-i Mutlak’tır O, zıddıyla kaim kılan,
İyilikte sabredip, batılı yetim kılan.
V.
Ey Hasan! Bu kelamlar, gönül dağına çıksın,
Edebiyat Evi’nde, bentleri bir bir yıksın.
Serbest akan bu nehir, dervişin hırkasıdır,
Bu şiir; bir ölünün, değil, ruhun bekasıdır.
Ustanın selamını, al da koy başın üstüne,
Sözümüz hakikattir, söylenmez söz üstüne.
Dokuz kere niyazla, mühürlensin bu sayfa,
Selam olsun bu yolda, nura koşan o tayfa!
Hasan Belek
01 02 2026- Akçay
Kayıt Tarihi : 1.2.2026 11:56:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!