Özüm değil ilenen;
Bir sonbahar yaprağı,
Kül bağlayan bir köz,
Kurumuş, un ufak...
Paslı bir kapı,
Sızım sızım sızlayan...
Sustukça derinleşen
Kör kuyular var içimde.
Sesim yankılanıyor kendime;
Kelime kelime kuruyorum,
Harf harf dökülüyorum.
Biriktiğim ne varsa şimdi içimde,
Bir volkan göğsümde...
O kalın, gri duvar
Dudaklarımın kenarında şimdi.
Bir kül yığını,
Yangından kalan bir iz sadece.
Ne giden trene el sallayış bu,
Ne de açık kalan bir kapı, bir pencere...
Seni her düşündüğümde,
Serabı unutmuş çorak bir toprak gibi
Kuruyor dudaklarım.
Şimdi hangi rüzgâr dağıtır
Bu ağır sessizliği bilmiyorum,
Hangi yağmur can verir
Un ufak olmuş bu toprağa?
Göğsümdeki o sert taş yerinden oynamıyor,
İçimdeki volkan kendi içine akıyor sessizce.
Ne sesim ulaşıyor sana,
Ne de bu yangının kokusu,
Zaman,
Dudaklarımın kenarında,.
Sustukça büyüyorum,
Sustukça eksiliyorum,
Ve bir gün bittiğinde
Bu amansız bekleyiş,
Bu harabeden,
Bu katı sükûttan sana,
Sadece kendi aleviyle savrulan
Küllerim kalıyor.
Kayıt Tarihi : 15.05.2026 23:48:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!