Kuzu Kuzu Şiiri - Mahmut Nedim Amcaoğlu

Mahmut Nedim Amcaoğlu
83

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

Kuzu Kuzu

KUZU KUZU

Heyhat bir insan ölmüş, daha dün mezar boştu
Yaprağı düşen fani,ok gibi hızla koştu..

Yürüyordu yeryüzünde,ne alımlar ne çalımlar
Fark etmedi tabutunun geçtiğini kaldırımlar

Rakı içenler ölmüşte,su içen ölmemişmiydi..!
Hiçbir eşek dile gelip,Allah birdir demişmiydi

Bir varmış bir yokmuşsun,ey ölümsüz gibi duran..!
“Dönüşünüz bize elbet”demedi mi sana kur an

Eze eze koşuyordun,bütün aciz kulları
Şimdi senden daha güçlü,tabutunun kolları

İhtişamı ne severdin,işte sana ihtişam
Toprağın üstü yasak,altındasın bu akşam

Bir kere daha gördüm Rabbim vaat ettiğin sözü
Herkes kükreyedursun, dönüyorlar kuzu kuzu

Mahmut Nedim Amcaoğlu
Kayıt Tarihi : 15.3.2010 20:25:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Mine Gültepe
    Mine Gültepe



    Heyhat bir insan ölmüş, daha dün bu mezar boştu
    Yaprağı dökülen fani,ok gibi fırlayıp koştu

    Yürüyordu yeryüzünde,ne alımlar ne çalımlar
    Fark etmedi tabutunun geçtiğini kaldırımlar

    ___Bazen şiir son'dan başlar... Kasettiğim bu durum, şiirin teknik yapısına dair olmamakla birlikte temadaki anlam bütünlüğünü bozmadan, yaşamda gelinen son noktayla ilişkilidir. Bundan dolayıdır ki bu tarz şiirler, çoğunlukla 'heyhat' ifadesinin de yardımıyla, okuyucusunu son'dan başlangıca doğru bir akışla buluşturur. Ölüm olgusunun ilk dizelerde yerini almış olması da bunun çarpıcı örneğidir.

    Somut veya soyut anlamda olsa da ölüm duygusu, kişide 'içsel serzeniş'lerin kapısını aralar. Kimi şair bunu örtülü kullanmaya dikkat ederken, kimisi de çoğu insanın bu devrede yaşadığı yalnızlık duygusunu daha net ve yalın cümlelerle ifadeyi seçer.

    Şiirde bu denli net duruşun bana göre iki anlamı vardır. İlki ; kalemin kendini yaşadığı toplumdan uzak tutamaması, ikincisi de şiir yazımında tercih ettiği biçimselliktir. Dolayısıyla, kalemin somut ve soyutu aynı potada başarıyla işlemiş olması, o'ndaki 'toplumculuk'ilkesini işaret ediyor.

    İnsanın toprakla buluşması yaşamın en doğal sonuçlarından biridir ve bu durum, farklı dini inanışların bir sonucu olarak farklı biçimlerde tanımlanır olsa hepsinde varılan ortak nokta'ölüm'gerçeğidir.

    Bu nedenle şiir ; bitmiş bir filmin karesini başa sarmakla kendini örmeye başlar. Şair, henüz ilk adımda bizleri yaşamın ve tabi ki ölümün en somut nesneli olan 'mezar'la buluşturur. İlk hissettiğimiz şey elbette yoğun bir üşümedir. Sadece ilk adımlarda etkili vuruşunu yapan şiir, devamında gelen iki dizeyle okuyucusuna 'farkındalık' aşılamayı sürdürür. Bilindiği üzere farkındalık çoğu zaman, kişinin kederle tanışması sonucu yükselen bir duygudur.

    O halde karamsarlığın akışta egemen olması da bir bakıma doğru bir tercih olarak gözükmektedir. Yaşam, eninde sonunda kendi gücüyle insanı bulunduğu noktadan çok farklı yerlere taşır. Ve insan bu hareketlilik içinde ruhsal ve bedensel olarak 'kazanç-kayıp' tablosundaki yerini alır. Kendini olabildiğince eğitmiş ve de geliştirmiş olan insan, genellikle bu tablonun en yorgun işçisidir. Çünkü o, gelişim sürecinde farkındalığa az veya çok ulaşmış insandır ve bu durum o'na yaşamın güzel yanları kadar, olumsuz yanını da çok daha net görmesiyle yansır. Kendini sadece yaşamın akışına bırakmış insan profili ise bir gün ölümle tanışacağı dolayısıyla geride bırakacağı ayak izinden habersizdir.


    Rakı içenler ölmüşte,su içen ölmemişmiydi..!
    Hiçbir eşek dile gelip,Allah birdir demişmiydi

    Bir varmış bir yokmuşsun,ölümsüz gibi duran..!
    “Dönüşünüz bizedir”demedi mi sana kur an

    ___Gelişme bölümünde şairimizin, ölüm gerçeği öncesini irdelediğini görüyoruz. Hatırlarsanız dostlar, az önce giriş dizeleriyle filmin başa sarıldığını söylemiştik. Şimdi dizeler bizleri yaşamın daha iç bölümlerine götürmektedir.

    Üstelik burada irdelenen şey sadece yaşam veya ölüm de değildir. Buraya kadar hakim olan kişisel inanç, yelpazesini daha geniş bir açıyla buluşturmuş görünüyor. Öyle ki insanların birbirleriyle birebir paylaşımlarından doğan sözlerin, zamanla toplumun diğer katmanlarına da ulaştığını ve bunların adeta ortak bir zeminden doğduğunu duyumsuyoruz.

    Diğer taraftan kalemin özgün inancını hala koruduğu da aşikardır. Sunduğu dinsel argümanlar, yine yaşadığı toplumla olan içiçeliğinin bir göstergesidir. Ve o da besinini biraz buradan biraz da yaşamın diğer gerçeklerinden alarak bölümü tamamlar.


    Eze eze koşuyordun,bütün aciz kulları
    Şimdi senden daha güçlü,tabutunun kolları

    İhtişamı ne severdin,işte sana ihtişam
    Toprağın üstü yasak,altındasın bu akşam

    ___Dizelerin sürekliliğine baktığımda sorgulamadan geçmek eksik kalır diye düşünüyorum ;

    Ölümü neden bu kadar irdeleriz?

    Acaba bu durum sadece yaşamın çözümsüzlüğünden mi kaynaklanır yoksa insan psikolojisindeki 'teslimiyetçilik'ten mi?

    Peki ölüm de en az yaşam kadar irdelendiğinde doğru kazanımlara ulaşmak mümkün müdür?

    Yoksa şiir, birçok insanın inandığı gibi sadece duygu ifadesi değil miydi ki eğer öyleyse şiirde bu derinlik niye?

    İrdelemek, incelemek ya da kurcalamak… Adı her ne ise bu eyleme şiirde veya yaşamda yer vermek, insana/topluma ne kazandırır ya da ne kaybettirir?

    Kişisel olarak irdelemenin veya incelemenin çoğunlukla yarar getireceğine inanmakla birlikte herşeyde olduğu gibi bu eylemde de 'aşırı'ya kaçmanın kişiye sadece zarardan başka birşey yansıtmayacağına inanırım.

    Diğer taraftan, şiir evet 'duygunun ifade sanatı'dır ama 'duygu' yalnız bırakıldığı takdirde, ne şiir işçisinin ne de okuyucunun kişisel gelişimde hiçbir yere varamayacağını biliyorum. Kaldı ki 'duygu'başlıbaşına zenginlikleri olan bir kavramdır ve bu kavram olabildiğince yanına ek ögeler alabilecek kapasiteye de sahiptir.

    Örneğin ; kişi tercih etse de etmese de, 'düşünce' tüm özneliyle duygunun yanındaki yerini alır. Ayrıca yaşamsal varlıklar tüm nesnelliğiyle şiirin dışavurumunda 'destek' görevi görürler. Diğer taraftan 'paylaşım' olgusu, şiirin yazılmaya başlandığı an'dan itibaren başlamış demektir çünkü kişi henüz kalemin kağıtla buluşmasında, bunu otomatikman gerçekleştirmiş olur.

    İrdelemenin zararlarına baktığımızda ise ilk sırayı yalnızlığın aldığını görürüz. Üstelik bu yalnızlık çift yönlüdür ; ilki, insanların sizden uzaklaşmasıyla somut biçimde gerçekleşirken, ikincisi de bilerek veya bilmeyerek sözkonusu irdelemeye kendinizden birşeyler katmanın getireceği soyuttaki yabancılaşma hissidir.

    Sonuç olarak tüm risklerine rağmen, irdelemek güzeldir çünkü şiir ve yaşam biraz da bu sebepten dolayı “anlam”la buluşur, dertleşir hatta yeniden anlam kazanır.

    Şiirde derinliğe gelince ; en düz mantıkla yazılmış bazı şiirlerde dahi derinlik görmek mümkündür, çaresi ise yeterince içerden bakmakla ilgilidir.

    Ayrıca, bu konu da şiirde birçok unsur kadar kişisel tercih dahilindedir. Kalem, bazen sadece paylaşmak ister ama yoğun duygu atmosferi ve şiire kattığı tüm samimiyet, o'nu derinliğe taşır.

    En çıplak gerçek ise daima derinliktedir çünkü yüzey, farklı görünüm ya da argümanlarıyla insana geçici renkler aşılar ve o'nu yanılma noktasına kadar sürükler. Elbette illa ki gerçeği bulacağım diye sürekli derinlikte dolaşmak da anlamsızdır ve bu ısrar, kişiye sadece akıl oyunlarına hapsoluşu getirir.

    O halde, herşeyin çözümünde veya tüm derinliğine rağmen şiirde akışın doğru temsil edilmesinde, en önemli ihtiyacımız 'denge'dir diyebiliriz.

    Öyle olmasaydı üzerine çok rahat basıp geçtiğimiz 'toprak'dahi, doğumda ve ölümde bu kadar ihtişama sahip olamazdı değil mi dostlar?


    Bir kere daha gördüm Rabbim vaat ettiğin sözü
    Herkes kükreyedursun, dönüyorlar kuzu kuzu

    ___Final dizeleri, şiirin başlangıçtaki esasıyla örtüşmüş görünüyor ki girişe hakim olan kişisellik, zeminini böylece sağlamlaştırmıştır. Kalemin yanına aldığı iki unsurdan biri yine 'gerçekler', diğeri ise 'inanç'olgusudur. Kutsal kitabın o'na ipucu olarak sunduğu gerçekler, yaşamdaki yerlerini yavaş yavaş almaya başlamıştır.

    Ve buna rağmen yani görünürde şairimizin gerçekçiliğe bu kadar yakın duruşuyla aldanmamıza sebep olabilecek 'dayanıklılık' özelliğine rağmen, o'nun çok hassas bir kişiliğe sahip olduğunu da duyumsayabiliyoruz.

    Şahsen şairimizin şiirlerinden bir tanesini daha önce grup paylaşımında okumuştum. Bu şiirini ise ilk kez okumuş bulunuyorum dolayısıyla bu kalemi yakından tanıyan biri değilim. Ama bu şiir, kişiliği hakkında az veya çok bilgilenmemi sağladı diyebilirim. Dolaysıyla hassas kişiliğe sahip oluşundaki nedenin, yaşamı tamamiyle irdelemesinden kaynaklandığını düşünüyorum.

    Şiirde üslup toplumsala yakın işlenmiştir, dildeki sadelik zaman zaman anlamda derine inilse de kendini yeterince korumuştur.

    Akıcılığın ise irdelemenin getirdiği kazanımla beslendiğine tanık oldum. Ahenk, gücünü sesten ve kısa dize örgüsünden almıştır.

    Dinamikliğe gelince evet bu şiir herşeyden önce temasıyla dinamikliği yakalamıştır, sağlamlığını ise gerçekçiliğe yaptığı ölçülü dokunuşlardan almıştır.

    Kısacası şiir, temanın doğal sonucu olarak bütünsele hakim karamsarlıkta okuyucuyu asla boğmuyor aksine o'na henüz kişisel kayıplara uğramadan, kendini ve hayatı yeniden görmesi için bir kapı aralıyor.

    Ve son olarak belirtmeden geçemeyeceğim birşey daha ; genel itibariyle şiirde 'karamsarlık' itici bir duygudur ve çok rahat biçimde okuyucunun şiirden uzaklaşmasını sağlar. Kişisel olarak, karamsarlık taşıyan şiirlere pek ilgi duymamakla birlikte bu şiirden ürkmediğimi söylemeliyim.

    Elbette bu kalemin başarısıdır, o halde ; boğmadan, sıkmadan, ağlatmadan gerçeği tekrar görselden duyularımıza taşıdığı için şair dostumuza ayrıca teşekkür etmemiz gerektiğine inanıyorum.

    Şiirin mütevazi sesine sevgi ve saygımla,



    Cevap Yaz
  • Gökçe Demir
    Gökçe Demir

    USTADIM TEBRIKLER

    Cevap Yaz

TÜM YORUMLAR (2)

Mahmut Nedim Amcaoğlu