Kusursuz Yıkım
Gece sızıyor çatlamış camlarından bu kör odanın,
Masada yarım kalmış, kan kırmızısı bir veda duruyor.
Unuttum adını rüzgâra karışan o görkemli nidanın,
Şimdi göğsümde kusursuz bir yıkım nabız gibi vuruyor.
Zehirli bir zambak gibi açıyor içimde senin yokluğun,
En güzel şarabıymış meğer bu acı, karanlıkta susan.
Bir görkemli çöküş ki, ne ucu var ne bucağı boşluğun,
Kendi küllerinden sarhoş olmuş, cehennemine susayan.
Ay, gümüş bir bıçak gibi diliyor durgun suları,
Zaman acımasız, öğütüyor hatıranın o solgun tenini.
Ağlıyor şimdi uzakların ıssız, sürgün ve dilsiz avluları,
Ölüm bile kıskanıyor ruhuma kazıdığın o eşsiz izini.
Düşüyorum hiçliğin o yedi katlı, muazzam boşluğuna,
Şehrin bütün ışıkları sönüyor, çürüyor bütün kelimeler.
Tutunuyorum kırık bir aynada, kendi yüzümün loşluğuna,
Bana senden yadigâr kalan o sessiz, görkemli harabeler.
Bırak kanasın göğsümdeki bu karanlık, efsunlu gül,
İnsanın kendi uçurumuna aşık olması ne garip bir keder.
Susuyor küllerin içinde, ebediyeti arayan o sürgün bülbül,
Çünkü böylesi bir veda, ruhu ölümden bile azat eder.
Varsın yıkılsın sütunlar, dökülsün yaldızı bu dünyanın,
Vazgeçtim artık zamanla savaşmaktan, en iyisi susmak.
Şimdi tapınağıdır kalbim, o muhteşem ve lanetli rüyanın,
Güzelliğin en saf halidir meğer, parçalanıp da tam kalmak.
Kayıt Tarihi : 4.3.2026 12:51:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!