Tren geceyi yararak ilerliyordu.
Raylar,
kimsenin dillendirmediği sözleri
bir şehirden ötekine taşıyordu.
Bir kompartımanda
iki yolcu.
Biri bendim:
cebimde görev emri,
Genç bir asteğmen.
Gelecek, mühürlü bir zarf gibiydi,
içi rütbe hayalleriyle dolu.
Diğeri,
suskunluğunu omuzlarında taşıyan bir kadındı.
Bir merhaba kadar yakın,
bir ömür kadar uzak.
Benim hayallerim rütbe kokuyordu.
Onun gözlerinde
sönmüş bir yangının
külle örtülmüş izleri vardı.
Camdan bakıyordu;
dışarıya değil,
geride bırakılmış bir hayata.
Çantasından bir mektup çıkardı.
Üç beş satır.
Bir gidişin resmî diliydi kelimeler.
Aylar önce yazılmış,
Gecikmiş bir veda.
“Bekleme. Unut.”
En uzun cümlesi buydu.
Bir ömür,
satır satır eksiliyordu.
Yırtılan yalnızca mektup değildi;
bir ihtimaldi, bir inançtı.
“Geleceğim” vardı,
“Döneceğim,” yoktu.
Tren durdu.
Ayağa kalktı.
Gölgesi koltuğumda kaldı.
“Hepiniz aynısınız,” dedi.
Bir şey daha söyleyecekti,
vazgeçti.
“Ben geri dönüyorum.”
Ve indi.
Tren yeniden yürüdü.
Raylar kadar suskun bir vagonda,
bir kadının yarım kalmış cümlesi kaldı.
Bir yıl sonra
ben de döndüm geldiğim yere.
Meğer umut
son istasyona kadarmış.
Geriye
iki yolcunun sönmüş hayali kaldı:
Biri ben,
biri o esrarengiz kadın.
Kayıt Tarihi : 3.1.2026 21:00:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!