Kül ve İpek Şiiri - Ali Sinkay

Ali Sinkay
248

ŞİİR


3

TAKİPÇİ

Kül ve İpek

Zamanın nefesini tuttuğu bir andı.
Hurma dalları bile kıpırdamaktan haya ediyordu.
Bir vedanın kıyısındaydık.
Küçücük bir beden, senin kollarında son uykusuna dalıyordu.
Odaya çöken sessizliği dinledim
ve kendi kendime sordum:
Bir yürek, kırılmadan, parçalanmadan
kaç vedayı kaldırabilir?

Gözlerinden süzülen o iki damlayı gördüm.
Sessiz, berrak…
İçinde isyan barındırmayan saf bir keder.
Eğildin, o soğuyan alnı öptün,
bir çiçeği dalından incitmeden koklar gibi.
Aklım almıyor ey Nebi;
dağların taşıyamadığı yükü
senin omuzların nasıl taşıdı?
Göğsünün içinde çağıldayan o okyanusu
hangi sabır setiyle durdurdun da
taşmadı kıyılarına?

Derken gökyüzü rengini değiştirdi.
Gündüz, geceye libas oldu.
Karanlık indi şehrin üzerine.
İnsanlar fısıldaştı korkuyla:
“Kâinat yas tutuyor,
gökyüzü onun hüznüne ortak oluyor.”
Herkes, senin bu karanlığa sığınıp
teselli bulacağını sandı.
Bir beşer olarak
bu ihtişamlı yalana tutunabilirdin.

Ama sen…
Acın tazeyken, kucağın hâlâ sıcakken
kalktın.
O karanlığın ortasında
hakikatin kandilini yaktın.
“Bu tutulma,” dedin,
“benim hüznümden değil,
Allah’ın ayetlerindendir.”

Nasıl bir iradedir bu?
Nasıl bir sadakattir?
Evladının acısı dünyayı yakacakken,
batıl bir inancın gölgesine
sığınmayı reddetmek…
Hangi hamurdan yoğruldu
senin mayan?

Göz yaşardı, kalp hüzünlendi.
Sen ağladın ama hakikati incitmedin.
Biz olsak dünyayı yıkardık feryadımızla.
Sen sadece sustun
ve teslim oldun.

Bu sükûnet…
Bu sükûnet,
bütün çığlıklardan daha ağır.

Ali Sinkay
Kayıt Tarihi : 2.1.2026 22:58:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!