Küçüksu
Yaz gelir
tuz olur her şey keskin pırıltılı
kum olur her şey çatırdar basınca
iskeleye yürüyerek gidilir
sağımsız deniz solumsuz tramvay
*
orda yol üstünde mısır kazanı...
dönüşte alıcaz
plajdaki Beyaz Rus karıkocayla
ille şakalaşacak babam, 'Pajavsta! '
Anatol güneşten koyu kırmızı
gövdesi etsiz tahta derisi gergin
saçı ak püskül
uzanır babamın cıgarasını yakar
Nadya esmer tombul kara bukleler
giyinirken bize tasla su getirir
ayaklarımızı yıkarız
Noyan'ı annem giydirir; o küçük...
tahta sıraya oturtur saçını tarar
yandan ayırır
annem öğleden sonraya kalmayı sevmez
kalabalık olur der
dönelim artık der
biz çıkarken kapıda yeni gelenler arka arkaya dizilip
duvarda numaralı sıralı anahtarlardan...
Anatol anahtar veren adama yardım eder
*
birinde Nadya annemin elbisesini çok beğendi... söyledi...
yepyeniydi elbise
çiçekli kumaşı başka türlü sarı;
babam getirmişti
'Güzinciğim, bu renk sana çok yakışacak'
önce patron çıkardı annem modelden, sonra dikti
o gün Nadya'ya bıraktı elbiseyi
hiç istemedim ben üzüldüm
ama bişey söylemedim
*
toprak yolda durur
mısır alırız
mısırcı kocaman kazanın buğusu arasından
uzun maşasıyla...
annem sütlülerden ister
vapurumuz iskelede dinlenir serin ak...
orda kasır yükselir serin sessiz ak...
makine dairesinin kapısından içeri
ille bakacak babam
elimizden tutacak bize gösterecek:
ateşçi devingen kızgın demir buhar kokusu
terli çıplak omuzları uzamış sakalı
*
deniz dönüşleri utku duygusu taşır
yorgunlukların hiçbiri
denizden kalana benzemez.
Kayıt Tarihi : 29.9.2002 05:24:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!