Kırık Ayna Şiiri - Mustafa Alp

Mustafa Alp
864

ŞİİR


5

TAKİPÇİ

Kırık Ayna

hey sen, bir de kendini boy aynasında seyret.
yaka düzgün, saç yerinde,
yüzünde kimseye borcu olmayan bir ifade.
biraz yaklaş,
o temiz gömleğin altında,
kaç kadının uykusuzluğu var?
kaçının içinden geçtin de,
ayakkabın bile kirlenmedi?

sana doğru adam dediler.
sen de eğriliğini onların sevgisine yasladın.
bir kadın,
sözün düşmesin diye kendi sesini tuttu.
sen yüksekten konuştukça o biraz daha alçaldı. sonunda haklı çıktın.
odada senden başka konuşan kalmamıştı.

ben böyleyim, dedin.
ne kullanışlı cümle,
bir ömrün kapısını çarpıyor,
anahtarı da içeride bırakıyor.
kadın kapının önünde kendinde bir kusur ararken
sen çoktan başka bir sofrada anlaşılmamaktan
söz ediyordun.
ekmeği böldün,
suçunu bölmedin.

her gelişinde başka yüzün vardı.
bir gün çocuk oldun,
başını dizine koydun,
bir gün yaralı adam,
ellerini yarana çağırdın.
iyileşince hükümdar kesildin.
kadın, sarayında yer bulamadı.
oysa bütün taşları sırtında o taşımıştı.

sen eve geç geldikçe o kendi içinden erken çıktı.
aynı yastıkta iki ayrı gece yaşandı.
sen sabaha dinlenmiş uyandın.
o, bir soruyu daha sormamayı öğrenmişti.
kahvaltıda tuzu uzattı sana.
parmakları titriyordu.
sen çayın deminden yakındın.

aşk için.
ne çok şey sakladın bu iki kelimenin arkasına.
kırdığın kalbe de aşk dedin,
geri dönmediğin akşama da.
bir gün adını ağzına almadı kadın.
hemen sevgisinden kuşkulandın.
yıllardır senin yüzünden susuyordu.
bir kere kendisi için susunca zoruna gitti.

meyhanede gördüm seni.
kadehin dolu, vicdanın izinli.
kadınlar, diye başladın söze, ardını dinlemedim.
bir kişiye verdiğin hesabı bütün kadınlara kesiyordun.
meyhaneci önüne su koydu.
sen rakıya kattın,
yüzüne sürmek aklına gelmedi.

orada ben de vardım.
öyle kaşımı çatıp sana yukarıdan bakamam.
ben de bir vakit kal demeyi küçüklük saydım.
kapı kapanınca gururumu yanıma oturttum.
iki kişilik sofrada tek lokma boğazımdan geçmedi.
gurur dediğin ekmek yemiyor.

ben de sevdiğim kadını şiirlerimde baş tacı edip hayatta beklettiğim oldu.
kağıda ne kolay yazılıyor ömrüm kelimesi.
insan bir akşamını veremediğine bütün ömrünü sunabiliyor.
kalem utanmıyor bundan, elin utanması gerek.

şimdi bir dizeyi silerken durup düşünüyorum.
keşke insan söylediği sözü de böyle geri alabilseydi.
ama kağıdın canı yok, silince beyaz kalıyor.
bir kadının kalbinde sildiğini sandığın sözün izi konuşuyor.

o seni özledi diye kendini iyi adam sanma.
gözleri bazen canını yakanı da arar.
bir öpücüğün sıcaklığı yıllarca kalabilir dudakta,
ardından gelen soğuk da.
sen yalnız öpücüğü hatırladın.
kadın pencereyi kapatırken ikisini birden duydu.

kaç yüz giydi yanında?
inanmak için çocuk,
korumak için anne,
iyileştirmek için hekim oldu.
bir sabah aynanın önünde saçını toplarken durdu.
elleri kendi saçındaydı,
aklı yine senin derdinde.
o gün tokayı çıkardı.
ilk defa saçını sen seviyorsun diye öyle bırakmadı.

büyük bir veda olmadı.
bardak kırılmadı,
duvarlar işitmedi.
yalnız, kapıya her baktığında yerinden kalkmamaya başladı.
sen bir gün geldin.
çay tek kişilik demlenmişti.
işte o küçücük çaydanlık bütün sözlerinden ağır durdu masada.

hey sen, aynaya kızma.
camın senden sakladığı yok.
sen gözlerini hep işine gelen yere çevirdin.
şimdi yüzüne bakarken bir başkasının incindiği yeri.
ilk defa görüyorsan,
bırak biraz acısın.
hemen şiir yapma, önce taşı.

ben taşıyorum.
telefon masanın üstünde,
çay yanında soğuyor.
arayacağın falan yok,
biliyorum.
numaranı ezberimden çıkarmadım.
insan bazı kapıları yıkıldıktan sonra da anahtarıyla yokluyor.

telefon çalınca elim benden önce uzanıyor.
ekranda başka bir isim.
bir an, sesimi nereden bulacağımı bilemiyorum.
sonra alo diyorum, sıradan bir adam gibi.
karşımdaki halimi soruyor.
iyiyim.
bu yalanın kimseye zararı yok sanıyorum.

gece aynaya dönüyorum.
bir çatlak alnımdan geçiyor,
biri ağzımın kenarından.
parçalar yerli yerinde,
yüzüm bir araya gelmiyor.
birinde seni bekliyorum,
birinde kendimden utanıyorum.
en küçüğünde hala kapıya bakan o eski adam var.

elimi cama götürüyorum.
sanki onu oradan alıp bir sandalyeye oturtacağım.
gelmeyecek,
diyeceğim,
artık çayını iç.
tam o sırada telefon çalıyor.

elimdeki cam avucuma batıyor.

telefona uzanıyorum.

✍️

Mustafa Alp
Kayıt Tarihi : 4.10.2026 21:28:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!