Ruhunun en mahrem köşelerini, seni sadece bir araç olarak görenlerin ayakları altına sermekten yorulmadın mı? Bakışlarındaki o donuk ifade, kendi pınarlarını başkalarının çorak topraklarını sulamak için kuruttuğunu anlatıyor. Sen, başkalarının sofrasında bir ziyafet olurken, kendi açlığını kimselere söyleyemeyen o mağrur ama yaralı ruhsun. Peki, o sofradan kalkanlar, senin ne kadar eksildiğini bir kez olsun merak ettiler mi?
Daha ne kadar başkalarının sevgisini kazanmak için kendinden ödün vererek taksit taksit öleceksin? Kendini başkalarının kalıplarına uydurmak için budadığın her dalın, aslında senin en meyveli, en canlı tarafın olduğunu ne zaman göreceksin? İnsanlar senin fedakarlığını bir görev, nezaketini ise bir mecburiyet sanıyor. Oysa sen, içindeki o yangını bir başına söndürmeye çalışan yorgun bir savaşçısın. Artık o kiralık kalplerden taşınma vaktin gelmedi mi? Başkalarının mutluluğu için inşa ettiğin o kumdan kaleler, hayatın ilk gerçek dalgasında yerle bir olacak.
Zaman, geri dönüşü olmayan bir yolculuktur; sen başkalarını memnun etmeye çalışırken, aslında en çok kendine geç kalıyorsun. Bir gün dönüp arkana baktığında, sadece başkalarının memnuniyetini değil, senin hiç yaşanmamış, hep ertelenmiş hayallerini göreceksin. Bu haksızlığı kendine yapmayı bırak. Şimdi o kiralık hayatları asıl sahiplerine bırak ve kendi çıplak ama hür gerçeğine dön.
"Başkalarının kalbinde yer açmak için kendi ruhunu daraltma; sığdığın o küçük yer seni zamanla yok eder."
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta