Hâr içinde biten bir gonca güldür,
Cihânı inleten dertli bülbüldür.
Gönül ki hem ateştir hem de küldür,
Yâr elinden içilen mey harâm mıdır?
Bekâ mülküne giden yol tamâm mıdır?
Âlem bir aynadır, rüya içinde,
Kaybolur hâtıra ziya içinde.
Erir her varlık bir sevda içinde,
Fenâ mülkünde dâim kalınır mı hiç?
Mâsivâ derdine hîç dalınır mı hiç?
Söz; sükûtun imbiğinden süzüldüğünde mana bulur.
Biz, rüzgârın sürüklediği bir toz zerresi değil,
kendi göğünde parlayan sönmez bir yıldızın peşindeyiz.
Gâh çıkarız semâya, seyrederiz âlemi;
gâh ineriz yeryüzüne, seyreder âlem bizi.
Hakikat; ne kitapların tozlu sayfalarında,
ne de kalabalıkların yalan nidâlarındadır.
O, sessizce atan bir nabzın ritminde,
ve karşılık beklemeden verilen bir selamın sıcaklığında gizlidir.
Mekân dediğin bir duraktır elbet,
lâkin asıl hüner, lâmekân ilinde bir hâne kurabilmektir.
Gönül kırmadan geçilen yollar,
menzilin ta kendisidir.
Ârif olan bilir gizli hikmeti,
Görmez gözü asla şânı, şöhreti.
Aşkla yoğrulmuştur canın gurbeti,
Lâl olan dillerde kâr aranır mı?
Nâra düşen tende hâr aranır mı?
Ali der ki: Bu yol aşkın yoludur,
Dikenler içinde güller doludur.
Varanlar oraya Hakk’ın kuludur,
Menzile varmadan söz biter mi hiç?
Gönül sarayında nûr söner mi hiç?
Kayıt Tarihi : 20.1.2026 01:29:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!