Katastrof Şiiri - Eray Karaöz

Eray Karaöz
27

ŞİİR


5

TAKİPÇİ

Katastrof

--- Yemin ---

Karartılar, nilüfer, ağıtlar,
Ay ışığı;
Cennetin, cehennemin, arafın
Tanışığı!
Yeminim üstünüze olsun.
Bir gün, olur da beklersen gelişimi
Neyim varsa bırakıp,
İsmine koşacağım.

--- Bölüm I: Tuval ---

Kızıl kalbim parçalanıp üstündeki benizle,
Bense beni sarmalayan şu karanlık denizle
Kontrast yapıyorum.
Pare pare dökülüyor, gökyüzünden hislerim
Korkarım,
Bu fırtına yalnız bana vuruyor.
Ah Celinda, bilirim, sendeki yerim
Ceviz kabuğunu doldurmuyor.
Şimdi indir saklandığın hayatsız sözcükleri,
Dudağından sarkan şu perdeyi indir.
Bilesin, yasım,
Dönüp dönüp göremediğim
Donuk gözler içindir.

Sarımlarım çözülür kaçtığım darağacından
Yalnızca daha sıkı,
Sıkı bağlanmak için
Umarsız çatışmalar yeksan eder zihnimi,
Umursuz bakışların beni yiyip bitirir.
Ben,
Henüz küllerimi süpürmedim ki;
Bana cihat ağır gelir.
Ve bilesin, yasım,
Ellerimi saçlarına geçiremediğim
Tüm nefesler içindir.

Dumanlar kör eder, kuşların gözlerini;
Aksak çırpınışları
Ahdime ilham verir.
Ama ben,
Henüz küllerimi savurmadım ki;
Nasıl salık vereyim, bucaksız yangınlara?
Yenilgim yaşlarımla mühürlenmiştir.
Ve bilesin, kışım
Yalnız yüzümün tek bir tarafına
Soğukluklar getirir.

Nefesler azalıyor,
Döküntüm haz alıyor.
Çarpışırken göklerde, gösterişli zeplinler;
Gökler, ki dağlardan, vadilerden enginler.
Burnuma kara gülün
Hoş kokusu geliyor.
Bu koku birçok ruha umutlar ekmişse de,
Bende onun yalnızca tortuları birikir.
Vedalar bunca zaman hep şeref vermişse de
Bu kez şüphem buna çokça ağır basıyor.
Kuzeyin sırlarına karışırken güneş,
Bu avare, bir suça daha yeltenmiştir.
Bilesin, yazım;
Hayalinle yazılmış,
Aşkınla lekelenmiştir.

...

--- Bölüm II: Geyikler ve Boynuzları ---

Omzumda tuhaf bir tütsü,
Buhranlar nazarımda.
Ben hiç böylesine
Çökmemiştim fedai,
Neler oluyor bana?
Katran mıdır ciğerimden akan,
Sorgular bipayan mıydı?
Varamam, ne gidişler gittimse de;
Kalamam, ne sözler verilmişse de...
Tekbirler acıyla inlemekteler
Duvarlarım darmadağın.
Ayaktayım ben, bilmeden
Birkaç şarkı katlettim.
Yazık,
Pençesini boynumdan esirgeyen
Ve dallarını üzerime
Tane tane örtmeyen hatfa;
Yazık,
Bekletip de gelmeyen şu lütfa.
Ağırlar ağrılar, ki onlar
Çok, çok ağırlar;
Misafirlik bana katlanılmaz gelir.
Mahcup, mahzun, maktul sırtım;
Eğilir, eğilir, eğildikçe eğilir...
Sudan sebepler vermeyin bana,
Ben toprağı özledim.
Denizler bana pek bir yavan gelir.

"For what?
Altering the truth by bending its edges,
Keeping every part of it apart;
Seeking, finding, lying but for what?"

Bilmiyorum, neden yalan söyledim.
Bilmiyorum,
Neden güzün oymakları
Düşerken izime gülümsemekteler.
Evet, hüznün çocuğu benim fakat
Biraz fazla sanki
Göğün iç çekişleri,
Rüzgarın türküleri biraz fazla.
Her dokunuşunda ışık hüzmelerinin
Saçımın tellerine,
Her çağırışında ormanın
Geyikleri kendine,
Ve her yıkılışında
İçimde herhangi mabedin;
Yüreğime saplanan bu kılıç,
Biraz, hayır; çok, çok fazla.
Bana yol göster fedai,
Değer mi hiç bunca kargaşaya?

Ki ben defalarca kez
İşlemlerden geçtim.
Yakıldım, donuk kalbim
Yumuşasın diye.
Dövüldüm, ki ona
Şekil verilebilsin.
Cilamı bekliyorum, şimdi ellerinde,
Yalnızca kendime
Tekrar saplanmak için.
Dinle, alay seziyorum gözlerinde,
"Din"le alay seziyorum.
Mahluk bile olamadık fedai,
Bizi dünya ne yapsın?
Tutsun mesela, afakına fırlatsın,
Yapayalnız yıldızların
Huzurunu bozalım.
İndirelim ne kaldıysa
Şu eşek cennetinden;
İndirelim, avamların
Tepesine ne varsa...
Masumların sevişmelerinden
Asumların hayallerine,
Rumsuz manastırlardan
Kurumsuz devletlerin önlerine zıplayalım.
Bakırdan bir çanak versinler
Bir sağına vuralım, bir soluna vuralım.

...

--- Bölüm III: İtiraf ---

Altındayken aynı gökyüzünün,
İçindeyken bir çemberin
Birkaç kilometre çapında,
Hayaletinin kolları arasında;
Bilmiyorum, neden yalan söyledim.
Sanrılar görmekte üzerime yoktur.
İllüzyonlar süslemiştir hep
Odamın duvarlarını,
Oramın duvarlarını...
Belki bir seldi kapıldığım bu şey
Başta yüzeyseldi;
Sonra yükseldi, boğdu, hapsetti.
Nehirler bir kez daha rica etti gelmemi.
Bilmiyorum, neden cevap vermedim,
Hiçliğin bu çağrısına.
Kahrımdan yerle bir olsa da dünya;
Bu kez hiçlikte, yazıktır,
Lüzum görmedim.

Sandım ki koğuşlar da,
Tutar hep mahkumları.
Koğuşumdu gözlerin,
Ben, mahkumdum sana;
Denedim, denedim, gözüne giremedim.
Kör ve sefil hayatım bir şeye değse idi,
Fazlaları atmanın bir yolunu bulurduk.
Kargaların tüyünden kanat yapardık sana,
Sonbaharın üstünde uçurtma uçururduk.
Çok geç artık, kederim;
Sözlerimi katletti,
Çok geç artık, kaderim;
Benle iştial etti...
"Usulsüzlük var!" diye çıkıştı tüm deliller;
Tefekküre ayrılan zamanların,
Onlar birer, gölgesiydiler.
Hiçin usülü yoktur,
Dinleyin serseriler;
Burada cinayetler hep adice işlenir.
Ben buna, tümüyle boyun eğdim.

Aşkına, tümüyle boyun eğdim.

...

Korkuların bu şehirden sürülünce,
Bükülünce tam orta yerinden belin;
Bulacaksın bence, hayalimi aynanda.

Ağaçlar köklerinden sökülünce,
Ağarınca birer birer her bir saç telin;
Bulacaksın bence, küllerimi ormanda.

...

Eray Karaöz
Kayıt Tarihi : 3.10.2022 17:01:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!

Eray Karaöz