Hazan rüzgârıyla savrulur ömrün giden yılları,
Kasım, bir hüzün sokağı gibi çıkar karşıma şimdi.
Penceremde buğulu camlar, dışarıda solan dallar,
Yüreğimde adı konulmamış, derin bir sızı saklı.
Yapraklar sararıp düşerken ıslak kaldırımlara,
Toprak derin bir uykunun serinliğine bürünür.
Zaman sanki ağır akar bu ayın ellerinde,
İçimde ne kadar kırgın hatıra varsa uyanır birden.
Bir ney sedası süzülür uzaktan, hicran dolu,
Ruhun en kuytu köşesine dokunur ince ince.
Kim bilir hangi dağın ardında kaldı o eski bahar?
Kasım, içimizdeki sükûtun en uzun adıdır buralarda.
Kahve kokulu akşamlar inerken yavaşça şehre,
Gözlerimde bir damla hatıra, dillerimde yarım kalan bir türkü...
Gidenlerin ardından bakakalmak mıdır bu mevsim,
Yoksa insanın kendi kalbiyle sessizce hesaplaşması mı?
Ey Kasım! Hangi rüzgârla getirdin bu derin sessizliği?
Ne yazılan sözler biter bu ayın gümüş gecelerinde,
Ne de yürekteki o solmayan, o mahzun çiçek solar...
** (Cangül’üm)**
Saat. 17:31
Tarih. 02. Kasım 2026
Nebahat Kılakay
Kayıt Tarihi : 8.11.2026 14:04:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!